ÜTOPYA

SEVTAP ÇAPAN

Sanat, insanın her şeye dair estetik içeren yorumuyla hayatın yaşamsal, duygusal, düşünsel ve düşsel bir yansımasıdır. Ruhun en büyük besin kaynağıdır. Hayal kurmanın somutlaşmış ve takdir edilmeye aç halidir. Benim için gerçeklik ve samimiyet üzerine kurduğum, hayatı, insanları, doğayı, evreni anlama, anlamlandırma, sorgulama ve sorgulatma sırasında kendimi arayışımdır.

Kendime açtığım ışıklı yolculuk ta diğerlerine çağrımdır. Evrensel anlayış yaklaşımı taşımalıdır. Çünkü farklı diller konuşan insanlar bile sanatın o büyüleyici anlatım diliyle, fotografik, melodik, çizgisel, yazınsal, sessel veya bedensel ifade gücüyle aynı dili konuşan insanlara dönüşür. İnandırıcılık benim üslubumdur.

Fantastik, ütopik bir hikaye bile kendi çerçevesi içerisinde belli bir inandırıcılık taşımalıdır. Böylece arayışımın, kendi gerçeğimin aktarımını sağlayabilirim.

-Bu yoğun çaba içinde insanın değişip dönüşürken ilerlemesine de destek olan sanat, mevcut diğer sanat dışı tüm unsur ve tezatta nasıl karşı durabiliyor ve varlığını koruyor?

Sanırım orası muamma 🙂 Binlerce yıldır bu karşı duruşun tek kaynağı yaşamın gizemi ve insanın o gizemi anlamlandırma çabası sanırım. Ruhun en büyük besin kaynağı deme sebebim de bu aslında. Her ne olursa sanatla besleniyoruz. En büyük acılarımızda bir şarkı dinlemek ne kadar tezat değil mi? Ama dinliyoruz çünkü sanatın iyileştirici gücü o tınıda.

-Siz, yaşamınızda zorlukları aşarken hangi derin tecrübeleri kazandınız, sanat dört duvar arasına sığar mı?

Tecrübe, tecrübedir. Bir derinliği var mıdır bilemem ama çeşitliliği olduğu kesindir. İnsanlığa dair, kişisel gelişimime dair, ilişkilere, karşılaşılan zorluklara başka perspektiften bakmaya dair ve mesleki bilincini yükseltme, bilgini çoğaltma, aktarım gücünü artırma, tarzını bulmaya dair tecrübe edindim.

Sanat dört duvar arasına sığmasaydı bugün tiyatro salonları ya da sergi salonları olmazdı. 🙂 Lakin sanat dört duvar arasından tüm dünyaya ve insanın iç dünyasına yayılabilen bir güce sahiptir.

-Atom santrallerinin duvarları gibi sanırım. Derin tecrübeden kastım, herkese ait olmayan, özel, keşif kabilinden yaşanmışlıklardı. Neticede her şeyin eğitimi var ama tecrübe başka bir şey. Sanat dernekleriyle ilgili düşünceleriniz nelerdir, angarya sanatı boğar mı?

Evet, tecrübe başka bir şey, kendiminkileri belirttim.

Sanat dernekleri! Dernekler o kadar fazla ki… Ben her zaman sapla samanın ayrılmasından yanayımdır. Dernekler elbette fayda sağlarlar ama her sanat derneği kuran ve o dernekte üye olan herkes yetkin midir? Yetkinse mesele yok. Fakat çoğu sanat derneği bu nitelikten uzak. İsteyenin istediğini yaptığı bir ortamdayız maalesef. Ben şahsen belli bir sanat politikamızın olmayışından mustaribim. Dolayısıyla halka sunulan her şey sanat değil ama öyle algılanıyor ya da algılatılıyor. Ee, bu da angarya olmanın ötesinde sanatı sanat olma özelliğinden koparıyor.

-Gelenek/Gelecek düzleminde, tiyatro sanatına candan bağlı bir sanatçı olarak sizce Geleneksel Türk Tiyatrosunun önündeki en ciddi sorunlar nelerdir, devlet desteği ile ne kadar sürdürülebilir?

Geleneksel Türk Tiyatrosu tüketilmiş durumda. Çok önceden geliştirmek yerine gözden çıkarılmış. Karagöz – Gölge Oyunu bir nebze yaşatılmaya çalışılıyor.

Hep söylerim, size de söyleyeyim: Bizim meddahımız bugünün mendilsiz, bastonsuz  “Showman” i, “TalkShow” cusu mesela. Biz dönüştürebilir, biz geliştirebilirdik, yapmamış ya da yapamamışız. Bundan sonrası için ise yabancı özentisinden bir parça uzaklaşıp kendi ülkemizin kültürel yapısından yola çıkarak evrensel bir boyut ta katarak kendi sanat dilimizi aramaya çıkmalıyız.

Önümüzdeki en büyük engel kendimiziz kısacası. Kendimizi, kültürümüzü sevmeyişimiz en ciddi sorunumuz. Devlet desteği ile de gittiği yere kadar eski anlayış gidecek.

-Türk Kadınlar Birliği Derneği ve faaliyetlerinden bahsetmek ister misiniz, alanda boşluğu nasıl dolduruyor, ihtiyaçları nelerdir?

Türk Kadınlar Birliği Derneği 1923 yılında Kadınlar Halk Fırkası adıyla parti olarak kurulmuş. Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan bile önce. Fakat hükümetten izin çıkmamış ve 1924 yılında Kadınlar Birliği adı altında dernek olarak faaliyetine başlamış. Cumhuriyet döneminin ilk derneği diyebiliriz. Kadın hakları için mücadele vermiş bir dernektir. Çocuklar ve gençler için de çalışmalar yapmıştır, yapmaktadır. İlk meclis üyeleri, ilk muhtarlar hep bu derneğin üyelerinden seçilmiştir. Bu alanda şu an faaliyet gösteren birçok derneğin en önemlisi aslında, 70 ilden fazlasında şubesi olan tek dernektir ayrıca…

Kadın hakları çalışmalarının yanı sıra yerli mallarının önemi, okur- yazarlık oranının artması gibi alanlarda da oldukça etkili olmuştur.  Derneğin ihtiyacı genç soluk bana göre.

-Katkılarınız için teşekkür eder saygılarımızı sunarım.

Ben teşekkür ederim.  Yolunuz açık olsun.

Bir cevap yazın