Ulaş Işıklar ile Sinema-Felsefe-Edebiyat üçlüsü

Dr. Öğr. Üy. Ulaş Işıklar’ı tanıyalım.

1977’de Kırklareli’de doğdu. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema Bölümü’ndeki lisans ve yüksek lisansın ardından, “Türk Sinemasındaki Auteur Yönetmenlerin Filmlerinde Nihilizm ve Birey” başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. İstanbul Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema TV (İngilizce) Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

Birçok kısa film, video-klip, tanıtım ve eğitim filminin yönetmenliğini yaptı. “Nemesis; Ölüler Valsi” adlı kısa filmle Ege Üniversitesi 2003 kısa film yarışması kurmaca kategorisinde Birincilik ve Selçuk Üniversitesi 2003 kısa film yarışması Jüri Özel ödülü, “Shtriga; Bir Vampir Rüyası” adlı kısa filmle Ege Üniversitesi 2004 kısa film festivalinde En İyi Film ödüllerini kazandı. Birçok televizyon dizi ve programının yanı sıra, sinema filmi ve belgesel projelerinde de çeşitli görevler aldı.

2010’da “Gecenin Çocukları: Son Dönem Korku Sinemasında Vampir Karakterinin Dönüşümü” adlı akademik sinema kitabı Avrupa Yakası Yayınları etiketiyle yayımlandı. Sinemayla ilgili pek çok kitap ve dergide akademik makaleleri yer aldı. İlk romanı “Gece Gelen”, 2013’te Geoturka Yayınları tarafından yayımlandı. Nietzsche, Camus ve Sartre felsefelerinden ipuçları barındıran ikinci romanı “Karasinek”, 2020’de Klaros Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Hâlihazırda sinema-felsefe alanında tamamladığı doktora tezine uygun şekilde, ‘felsefi’ temaları irdelediği edebi metin ve senaryo yazma çalışmalarını sürdürmekte, ayrıca lisans düzeyinde “Advanced Script Writing”, “Cinematography”, “Film Production”, yüksek lisans düzeyinde ise “Sinema ve Diğer Mecralar” ve “Kültürel Film Eleştirisi” derslerini vermektedir.

Ulaş Işıklar’ın Karasinek adlı yeni romanı Klaros Yayınları etiketiyle çıktı!

Üniversitede akademisyenlik yapan orta yaşlı kahraman, evinde her zamanki gibi kitap okurken bir süreden beri okuduğunu idrak edemediğini fark eder. Dahası, vücudunun hiçbir noktasını da hareket ettirememektedir. Bu tuhaf durumun nedenini düşünürken bulunduğu odada uçuşan bir karasinek görür. Kendi durağanlığının diyalektiği olarak özgürce uçuşan bu hayvan üzerine “felsefi” düşüncelere dalar.

Ulaş Işıklar, Nietzsche, Camus ve Sartre felsefelerinden ipuçları barındıran yeni romanında kahramanın zihnine egemen olan karasinek aracılığıyla felsefe ve edebiyatı harmanlayarak sorgulamalara, itiraflara ve sayıklamalara girişiyor.

Yazar: Ulaş Işıklar

Klaros Yayınları – Ankara – Şubat, 2020

Suna Baykam: Sosyete Art’a hoş geldiniz. Sanat görüşünüzü bize anlatır mısınız ilk başta?

Ulaş: Sanatın insan varoluşu için olmazsa olmaz bir koşul olduğunu düşünüyorum en başta.

Suna Baykam: İnsanlar ne kadar anlıyor sanattan?

Ulaş: Bu da doğrudan varoluşsal ezamızla ilgili. Yani, dünyanın, yaşamın, oluşun kendi başına hali o kadar umarsız ki bize, bir şeylere anlam katabilmek için kendimiz organize etmeliyiz.

Ulaş: Çünkü anlam bulamazsak hiçliğe dayanamayız.

Ulaş: Sanat, ölümlü olma bilincimiz için bir sağaltım aracı bence.

Suna Baykam: Yani bir türlü bilinmezlik gibi. Organize olmak ve ilerlemek.

Ulaş: Evet, öyle diyebiliriz. Dünyaya, bizimle aslında ilgilenmeyen evrene estetik bir biçim vermek.

Suna Baykam: Umut var mı peki sanatta yoksa sert ve kati mi? Madem evren ilgisiz ve karşılıksız…

Ulaş: İnsanına göre değişir. Çok anlayanlar da var, anlar gibi yapanlar da. Ama her konuda böyle bu…

Ulaş: Bence umut değil de, sanatla uğraşmak kendi yaşamına ve başkalarınınkine anlam katmakla ilgili

Ulaş: Umut da anlamdan çıkar.

Ulaş: Güzel bir yaşam umudu anlamlılıkla ilişkilidir.

Suna Baykam: Her türlü duygu ve düşünceden sanat doğar zaten. Anlamı eserde gizlidir demek istedim zaten.

Ulaş: Evet, öyle de diyebiliriz.

Suna Baykam: Albümlerinizden bahseder misiniz?

Ulaş: Müzik?

Suna Baykam: Evet.

Ulaş: 1991’den bu yana birçok grubum oldu, ekstrem metal tarzında.

Ulaş: Solistim.

Ulaş: En uzun soluklu olanıyla üç albümümüz var.

Suna Baykam: Adları?

Ulaş: Küçük ama sadık bir kitlemiz de var.

Ulaş: Hecatomb grubun adı.

Ulaş: Albümler: Decomposed in Hecatomb-2003, Impaled Apocalypse-2006, Mighty Chaos-2011

Ulaş: Bu albümlerde şarkı sözlerini de ben yazdığım için edebi kariyerime katkı sağladılar elbette

Suna Baykam: Sözlerinde nelerden bahsettiniz?

Ulaş: Diğer müzik tarzlarında bahsedilmeyen şeyler 🙂

Ulaş: Yıkım, kaos, karanlık, acı vb.

Ulaş: Yine varoluşsal bir karşı duruş.

Ulaş: Öleceğiz ve bunu biliyoruz.

Ulaş: Öyleyse neden anlatmayalım?

Suna Baykam: Günümüzdeki salgında sizin müziklerinize ihtiyacı olan birçok insan vardır.

Ulaş: Yani salgının fizyolojik sıkıntısı bir yana ciddi bir sosyal-psikolojik zarar yarattığı yadsınamaz.

Suna Baykam: Ölüm de konuşulmalı tabii ki. Korkmak çare değil. Bir Fransız şiirinde okumuştum. Ölümü kabul etmenin zorluğunu.

Ulaş: Herkesin morali çok bozuk.

Ulaş: Sanat yapmak için harika bir ortam…

Suna Baykam: Bence de…

Suna Baykam: Öyleyse yeni kitap gelecek mi?

Ulaş: Çok zor. Kafaya çok takıyorum bunu doğrusu.

Ulaş: Bugün az önce bitirdim yenisini.

Suna Baykam: Takmayın ama gerçekleri bilin. Ölmek yeniden doğuş olmalı…

Ulaş: İlk size söylüyorum.

Suna Baykam: Tebrikler. İşte bugünün en güzel haberi.

Ulaş: Teşekkürler, bence de.

Ulaş: Yazmaya, üretmeye devam.

Ulaş: Böyle başa çıkabiliriz o malum sıkıntıyla.

Suna Baykam: Sosyete Art’da böyle bir sanatsal açıktan doğdu.

Ulaş: Süper bir girişim.

Ulaş: Tebrik ediyorum.

Ulaş: Peki ben bir soru sorsam?

Suna Baykam: Ben hep yazardım zaten, yazmayı hiç bırakmadım.

Suna Baykam: Tabii. Buyrun.

Ulaş: Neden “sosyete art”? İlk bakışta birbirini dışlayan iki sözcük gibi.

Suna Baykam: Fransız eğitimi aldığımdan sosyetenin tam karşılığı toplum olarak kullandım bu sözcüğü yani toplum sanatı olarak. Değişik yabancı kelimeler geldi aklıma. Bunda karar kıldık. Ayrıca naif bir duygu olarak her sanatçının hitap ettiği bir toplum kesimi var diye düşünüyorum. Yani sanatın topluluklarını bir araya getirmek istiyorum.

Ulaş: Anladım. Çok iyi.

Ulaş: Tabii sosyete kelimesini günlük dilde alaycı kullanılmasına gönderme yaptım ben.

Suna Baykam: İyi ki sordunuz.

Ulaş: Öğrendim süper.

Suna Baykam: Yeni kitabınızı ne zaman göreceğiz raflarda?

Ulaş: Şimdi baştan bir okuyup son düzeltmeleri yaptıktan sonra yayınevinde yollarım.

Ulaş: Birkaç aya çıkmış olur sanırım.

Suna Baykam: Adı, konusu nedir? Bize bu sürprizi verdiniz biraz anlatın bence.

Ulaş: Adı 39 Merkez. Alt başlığı ise; “Bir Trakya kentinde kısa film çekmenin aşırı acıklı ve pek gülünç hikayesi”

Ulaş: Ben Kırklareliliyim. Sinema eğitimi aldım. 2007-2008 döneminde, yüksek lisansımdan sonra, memlekette böyle bir film çekme deneyimimiz oldu.

Suna Baykam: Mükemmel. Komik ve eğlenceli bir Türk romanı. Çıktığında tekrar haber yapalım. İlk defa Sosyete Art’da paylaştığınız için teşekkür ederiz.

Ulaş: Tamamen arkadaşlarla, ekipsiz, alet edevatsız.

Suna Baykam: Sanatın her alanında varsınız.

Ulaş: En kötü filmim doğal olarak.

Suna Baykam: Müzik, sinema ve edebiyat.

Ulaş: O süreci anlatıyor.

Ulaş: Hatıra defteri gibi biraz 🙂

Suna Baykam: Anlatın…

Suna Baykam: Duygularınızı ve bize sunduğunuz senaryoyu…

Ulaş: İşte o dönemde kötü bir ruh halindeydim. İstanbul’da barınamamıştım. Eğitimli bir işsiz olarak Kırklareli’ne dönmüştüm.

Ulaş: Taşra boğar insanı, o ruh halini ve film çekme sürecini anlatıyor.

Suna Baykam: Anlıyorum.

Ulaş: Yine yaşamımıza anlam katalım dedik.

Ulaş: Film çektik.

Ulaş: 🙂

Suna Baykam: Taşra hayatınızı anlatır mısınız? Sanat her yerde yazılır ve yapılır. Yer fark etmez. Bakın Kırklareli’nde kitap çıkacak tüm Türkiye’de…

Ulaş: Evet o enteresan oldu.

Ulaş: Oradan bir yaratım çıkardık.

Ulaş: Ben de yazıya döktüm.

Suna Baykam: Türk halkı sanatçıya minnettardır. Türkiye’nin her yerinde sanat var.

Ulaş: İmkânsızlıklar hep kamçılar insanı.

Suna Baykam: Ama eğitim varsa…

Ulaş: Aynen… Taşra durağandır, hareket edemezsiniz.

Suna Baykam: Bilginin kaynağı hep doğrudur, yanlış kendini belli eder.

Ulaş: Güzellikleri de vardır ama eğitimliyseniz vs bir şeyler yapmak istiyorsanız boğulursunuz taşrada

Ulaş: Kitapta anlatıyorum uzun uzun 🙂

Suna Baykam: Bize en uzun hangi konuda kendinizden bahsetmek istersiniz?

Suna Baykam: Mesela en sevdiğiniz kitabınız hayatınıza ne kattı?

Ulaş: Sinema-Felsefe-Edebiyat üçlüsü.

Ulaş: Şu an yayımlanmış son kitabım Kara Sinek, benim için önemli.

Ulaş: Yazmasaydım şu anki ben olamazdım.

Suna Baykam: Ben de kitaplar yazdım, bu duyguyu bilirim.

Ulaş: Aynen.

Ulaş: Anlarsınız beni.

Ulaş: Yollamak isterim size bu arada benimkileri.

Ulaş: Süper olur.

Suna Baykam: Tabii ki.

Ulaş: Bir röportaj sözü daha aldım 🙂

Suna Baykam: Kesinlikle.

Ulaş: Destekliyorum girişiminizi.

Ulaş: Elimden geldiğince yayacağım insanlara.

Suna Baykam: Daha yazarlarımız eklenecek ekibimize. Biraz içerik olarak çoğalınca reklamlarımız başlayacak.

Suna Baykam: Siz de dilediğiniz gibi yazabilirsiniz.

Ulaş: Çok iyi olur.

Suna Baykam: Tüm Türkiye’den sanatçı dostlarla büyüyeceğiz.

Suna Baykam: Durmak ve sıkılmak yok.

Ulaş: Süper.

Ulaş: Bir parçası olabilirsem mutlu olurum.

Ulaş: Ha ha çok iyi.

Suna Baykam: Madem görüşemiyorum, yaşarak anlaşacağız artık demektir.

Ulaş: Tabii yazmak her daim.

Suna Baykam: Kara Sinek’te sizi etkileyen neler yaşadınız?

Ulaş: Kara Sinek progresif bir metin. Kurmaca var, felsefe var, kişisel sayıklamalar var içinde.

Ulaş: Doktora sonrası bunların hepsi birleşip kendiliğinden aktı.

Suna Baykam: Felsefesi nedir?

Ulaş: Tabii yazma iradesi şart bunun için.

Ulaş: Felsefesi şu: Biz bu dünyada anlam bulmak için kendimizi yırtarken, her şeyi kurgularken, gönlünce uçuşan bir Kara Sinek daha özgür…

Ulaş: Yukarıdan baktığımız sürece aşağı düşüyoruz.

Suna Baykam: Öylesi de mümkün.

Ulaş: İnsana dair görüşüm pesimist maalesef.

Suna Baykam: Karamsar olunca hayat daha iyi mi çözülüyor?

Ulaş: Öyle denemez. Maskesi düşüyor diyelim.

Suna Baykam: Bu da değişik bir bakış açısı.

Suna Baykam: Yani maskesi olan insanlara dikkat etmeliyiz. Bizleri sürüklüyorlar.

Ulaş: Sadece insanlardan bahsetmiyorum. Örüntü dünyamız daha çok kastettiğim. Hayat zannettiğimizin aslında kurmaca oluşu.

Suna Baykam: Peki en saf haliyle dünya nasıl olmalı bir oyun olsaydı?

Suna Baykam: Şekil, yer, zaman ve mekân nasıl olmalıydı?

Ulaş: Oyun olmamalıydı. Olduğu gibi olmalıydı. Biz de olduğumuz gibi olmalıydık. Ama biz kendimizden uzaklaşmayı, asıl olduğumuz şeyi hor görmeyi meziyet saydığımızdan dünyayı da başka türlü yorumluyoruz.

Suna Baykam: Etkilendiğiniz neler var dünyada son günlerde?

Ulaş: Salgın. Muazzam insanlığımızın ne kadar kırılgan olduğu, bizim etrafımızdaki dünyanın bizi umursamadan döndüğü gerçeğine herkesin toslaması.

Suna Baykam: İnsanlara neler öğretmek isterdiniz salgından çıktığımızda? Pesimist baksanız da uzun ve yorucu bir dönem bitecek ve sonrasında yeniden varoluş olacaktır.

Ulaş: Felsefe öğretmek isterdim. Felsefe bilen sinemada da, edebiyatta da inanılmaz seviyelere çıkar. Gerçeğe dokunan hayaller kurar.

Suna Baykam: Kitaplarınızdaki Fransız felsefecilerin hangi sözleri sizin hoşunuza gidiyor?

Ulaş: Sartre ve Camus çok severim.

Suna Baykam: Ben de.

Ulaş: Sartre’ın şu cümlesi mesela: Şurada, bir sandalyenin üzerinde, gırtlağıma kadar kendi yaşamıma gömülmüş oturuyor ve hiçbir şeye inanmıyorum.

Ulaş: Kara Sinek’de de var.

Suna Baykam: Hangi yazarları okursunuz?

Ulaş: Buraya kadar söylediklerimden kolayca tahmin edilebilecek isimler: Kafka çok severim. Sartre, Camus, Rilke, Pessoa, Pavese, Krasznahorkai, Dostoyevski, Yusuf Atılgan gibi isimler.

Suna Baykam: Bir daha ki sefere görüşmeden önce bizlere neler söylemek istersiniz. Bizlere verdiğiniz sürpriz için teşekkürler.

Ulaş: Bir şey değil 🙂 Yapabilen herkes sanatla hemhal olsun. Sosyete Art girişimini çok olumlu buldum ve destekliyorum. Türkiye’de sanata dair mühim bir damar olarak devamlı büyüyecek bence. Tekrar görüşene dek hoşçakalın…

Ulaş: Ben teşekkür ederim

Ulaş: Memnun oldum.

Bir cevap yazın