TOROSLAR’ DAN BİR YİĞİT

İBRAHİM AĞÖREN

  • Lütfen bize şiir anlayışınızdan bahseder misiniz?

Genel bir soru bu ama şiir nedir, nasıl yazılmalıdır gibi sorularla daraltırsak; “şiir, klişeden çıkıp her alanda tazeliği arayan güçlü bir olgudur” derim. Ayrıca, ben her şiirin ay ışığı ve buğusunun farklı bir duyarlıkla söylenmiş olduğunu kabul ederim

-Son çalışmalarınızdan bir kaç örnek görebilir miyiz?

YALNIZLIĞIMIZ ÇİÇEK ADLARINI BİLEMEYİŞİMİZDENDİR

Sesim düştü bir boşluğun üstüne

Kırıldı art arda inleyen tını.

Ağrı korkudan fazla sevilir bizde

Bitmemiş senfoniler eşliğinde.

Bir avuç kanlı ses bu iç çekişler

Görüyorum dut ağacı altındaki çocukları.

Tüm keşkeler bir kapı arar durur

Yazılı kağıt konup bırakılan şişeler gibi denize.

Söylenti güzel bir dişidir gene de

Yorgun bir kara’nın ağıdı gibi

Sese sinen korkular duyulur elbet

Adı unutulmuş şair mısralarında.

Notaların çizdiği acı çığlıklar

Bir ümitsiz kösteklidir şimdi

Yalnızlığımız çiçek adlarını bilemeyişimizdendir

Peki neye yarar o zaman bunca okur yazar

Hala öldürüyorsa biri ötekini?

Bir ışık buldum kimseye tutmam

Sırrımı söylemem sır olur gider.

-Ses, ağrı, çocuklar, söylenti, dişilik, ışık ve sır sarmalında; kurgunuzu bütünlerken sır dediğiniz sır ne kadar sırdır ve nedir?

Bu sır aslında dargınlıktır. Biraz da kızgınlık tir, bunca emeğin karşılığı olarak ve zaten anlayan için sır da değildir.

-Şairler neden özellikle bizim ülkemiz gibi ülkelerde duygunun kırmızı tonu acılar ile şiir yazarlar, neden lirik?

Acıların derin kökleri olduğu toplumlarda bu böyledir. Maviye hasret kalmış bir toplum ve o toplumda yetişmiş bir şair elbette kırmızı tonuyla seslenirler bu kaçınılmazdır ancak her zaman içinde bir tutam mavi vardır. Her ne kadar bu mavi biraz mora çalsa da.

-Bu kadar kırmızı arasından sizin renginizin görünebilmesi için neler yapıyorsunuz?

Maviye ışık yakıyorum, beyazı doya doya boyuyorum, moru allayıp pullayıp yeni umutlarla, çıkışlarla kurguluyorum. Örneğin: “Sen gül, o diken, ben gül diken.” diyorum.

-Anladım. Hayatta yaşadığınız en büyük acı neydi, anlatır mısınız?

Bir şiirimle cevap vereyim:

SIZIM  SIZIM

İmkan’sızım

İman’sızım

Kan’sızım

..

Sızım sızım sızlatıyor ıssızlığım.

En çok bu üç kavram bana acı vermiştir. Torosların en ücra yerinde okulun olduğu öğretmenin olmadığı yerde doğdum, yolun olduğu arabanın olmadığı…

İnanır gibi görünen insanlardan çok çektim.

-Toroslar denince tabi Karacaoğlan. Sizdeki Karacaoğlan’ı anlatır mısınız?

Bendeki Karacaoğlan: “Yaylanın karından beyazdır döşün, sanki kan damlamış karın üstüne” diye ressamlara taş çıkaran güzellikte sözcüklerle resim yapmasını bilen, aşkı ilmek ilmek işleyen ayrıca yiğit düşüp kalkmayınca belli olmaz diye direnen sestir.

-Çiğköfte Kültürü denince ne anlamalıyız?

Çeşitlilik. Birçok baharatın simitle (bir tür bulgur) birleştiği ve yeni bir bütün oluşturduğunu anlarım. Toplumlar da böyledir, her türden insanla bir toplum oluşturursunuz. İkisi de öyle güzeldir.

-Çekmek, direniş ve toplumlaşma üçgeninde toplum ile sürüyü birbirinden ayıran özellikleri nelerdir?

Sürü bir şeyin, bir önderin ya da bir inancın peşine sorgulamadan gidendir. Gerçek anlamda sosyo-ekonomik ve kültürel ortaklığı olan olgu ise toplumdur. Toplum sorgulayabilen, sürü sorgulamayandır. Toplum, ortak değerleri olandır.

-Toplumların birbirine kırdırılması veya düşmanlaştırılarak kanlı bıçaklı kan davalı hale getirilmesinin sebepleri ve sonuçları nelerdir?

İnsanoğlu ilk taşı attığından bu yana; Habil ile Kabil’in sahip olma kavgasından başlayarak paylaşamama devam etmiştir. “Ben, yine ben, en ben”. İnsanoğlunun doyumsuzluğu, yine insanoğluna en çekilmez acıları çektirmiştir.

-Suna Baykam’ın Soruları: Şairi tanıdığıma memnun oldum. Sevmediklerinizi nasıl kelimelere dökerdiniz, beslendiğiniz yerler ve size özel insanlar kimlerdir -yazarken bilirim genleriniz sizi yönetir, kitap da yazacak mısınız sonrasında?

Cevap vermeye sondan başlayım: Yaşadığım sürede yazmadan edemem. Beslendiğim yerler diyorsunuz, beni en çok annem beslemiştir. Sonra doğduğum coğrafya sonra gezip gördüğüm yerler. Elbette kitaplar; şiirler, hikâyeler, denemeler, eleştiri yazıları, kısacası tüm okuduklarım.

Bana özel insanlar kızım ve eşimdir ancak siz yazar anlamında sormuş olmalısınız. Özel bir yazardan söz edemem birini söylesem diğerine haksızlık olur diye düşünürüm. Sevmediklerimi, Türkçemizde “gövdem diken diken oldu” deyimiyle dile getirmek isterim. İnsanın bir şeyi gördüğünde ya da düşündüğünde gövdesi diken diken olursa, bir şeyi gerçekten sevmiyordur. Ben de sevmediklerimi  böyle anlatırım.

-Edebiyat sanatının diğer türlerinde çalışmalarınız var mı, diğer yazar arkadaşlara neler önerirsiniz?

On yıl önce Anafilya dergisinde bir hikayem yayımlanmıştı ama şiir hep ağır bastırdığı için hikayeye dönemedim. Diğer yazar arkadaşlara önerim; çok okusunlar, Ece Ayhan’ın dediği gibi, “iki eliniz kanda da olsa okuyun”.

-Katkılarınız için teşekkür eder saygılarımızı sunarım.

Bu bölüm doğaçlama oldu. Ben doğaçlamayı severim. Birikim neyse o gelir usuna insanın. İkinci bölümü de istediğiniz zaman yaparız. Sizinle daha yakından tanışmak isterim.

-Saygılarımızla

Bir cevap yazın