Şövalenin Önünde!

Şövalenin Önünde!

E. Âlâ Türkmen

Gözlerini, usulca örttüğü kapaklarının altında gizledi.

Kirpikleri titremiyordu.

Yuvalarında öylece kıpırtısızduruyorlardı.

Sol omzuna yatık olan başı ne zaman sonra hafifçe geriye kaydı ve dikleşti.

Kabaran göğsünü şişiren derin nefesti kaykılmasına sebep ki;

sonra,

uzunca verdi o derin nefesini…

Başı, hafifçe öne eğilmişti.

Yavaş yavaş araladı kapattığı gözlerinin kapaklarını.

Gördü, kucağında yan yana duran avuçlarını.

O, boyalı avuçlarına bakarken,

parmakları öteye beriye geriliyor, büzülüyor, açılıp kapanıveriyordu.

Bakışları, her birinenüvelenen kırıntılar üzerinde gezindi.

‘Tablo gibiler’

Tebessümü oldu dudağında,

düşüncesi.

Bakışlarını avuçlarından alıp karşılara saldı sonra.

Duvar boyunca dizilmiştiler.

Kimi ona bakan,

kiminin ondan bî-haber olduğu kadınlarına öylece baktı

birer birer.

Her biri, birinin anısına oradaydı; belli!

Sanki

uzunca zaman nefes alamamışçasına derinden aldı bu defa

nefesini.

Yerinden kalktı.

Şövayenin önüne gitti.

Üzerinde duran tuvali eline aldı ve kadınlarına döndü.

Ve

Onlara doğru yürüdü…

Önlerinden geçerken, her birine şöyle bir göz ucuyla bakıyor,

Öylece,

Kapıya doğru yürüyordu.

Evet.

Durdu kapının yanında.

Elindeki tuvalinin kenarını karnına dayadı ve baktı ona.

Gözlerindeki özlem mi, sevgi mi, saygı mı; neydi?

Göz hizasına kaldırdı onu.

Bir gülü koklar gibi kokladı tablo ile arasındaki havayı.

Teneffüs ettiğinin içindeki kokular zamanla bu kadar yoğun gelmeyecekti ona

Biliyordu…

Yerini çoktan belirlemiş, çivisini çakmıştı.

Astı onu, oraya.

Odada çıt çıkmıyordu.

İki adım geri çekildi ve seyretti onu.

Gözlerinde hayranlık pırıltıları vardı.

Gurur vardı.

Bedeninin dili de zaten

Öyle diyordu…

Derken, bir acıma duygusu kapladı içini.

Buruldu, buruldu, buruldu ve yükseldikçe yükseldi,

Boyun damarlarından yüzüne-dudaklarına-yanaklarına yayıldı…

Gözlerine fışkırması hiç şüphesiz kaçınılmazdı!

Bebeklerinin yangınını söndürdü-söndürmesine de

Yanaklarından aşağılara süzüldü

Göz yaşları…

Adetiydi imzasının üzerine tablosuna verdiği adı yazmak.

Ve bu ritüeli orada, onu,ikametine ayırdığı o ilk konaktayapmak.

Döndü ve kararlı adımlarla tezgâhına doğru gitti.

Paletini ve yazı fırçasını aldı.

Dönüş yolunda yine kararlıydı adımları.

Kadınlarına hiç ama hiç ilgi göstermiyordu bu defa!

Geldi ve önünde durdu onun.

Dudakları büzüktü!

Gözlerinin yaşı, sicim gibi uzadıkça uzamaya devam ediyor,

Çoktan yolunu bulduğu yanakta süzüm süzüm süzülüyordu!

Başparmağı ve işaret parmağı arasındaki fırça, şimdi

Karalar giyinmişti!

Eli titriyordu!

İndirdi kolunu.

Bekledi biraz…

Sonra, narince kaldırdı vee

kararlılıkla tuvale uzattı fırçasını

kadın.

İncecik birkaç kıl, imzasının üzerinde

kaykıldıkça kaykıldı. Müşfik!

Bir cevap yazın