Düş ve Gerçek Sarmalında; Sanat

SANAT;DÜŞ ve GERÇEK

Ümit Yaşar Gözüm*

Ne zıkkım sözcükleri dizer gırtlağımıza, nice gülümsemeleri kondurur mimiklerimize zaman dediğimiz ipsiz kuyu! Gün olur, zevk ve sefa içerisinde yaşamaktan duymayız kitlelerin suskunluğunu, gün gelir aynı yazgının zavallılığını birlikte yaşarız. Her iki uçta gezişlerde ya salt aklı kullanırız ya da duygularımızı! Oysa paylaştığımız evrende yok saydıklarımızla dip dibe, yürek yüreğiyiz.

Anlamın yüceliğini ağır ağır tüketen bir devşirme yılı, üzerimize yüklediği bütün karamsarlıklarıyla defetmeye çabalıyoruz. Her şeyi anlamsız kılan kısa ama bir ömürmüş gibi gelen bu uğursuzluktan, çok da ders almış ya da aklın ve yüreğin sınırlarına çekilmiş görünmüyor sürü kültürünü özümseyen insan! Kitlesel aymazlığın kültür, sanat ve yazın dünyası üzerinde yarattığı olumsuz mirası hızla silkelemeliyiz üzerimizden!

Niçin düş ve gerçek?

Birer düşünce varlığı olduğumuzun farkındalığını yakalarsak eğer, toplumsal yaşama da o bilinçle katılırız. ‘Niçin’ insanın varoluşundan günümüze, özüne yüklenilen merak duygusunun, düşünce tarihiyle birlikte şekillendiği büyük sorusudur! Merakın; her şeyin keskin sorulara dönüştüğü bazen düşlere bazen de gerçeklere dayandığı yalın ortamında biçimlendiği ortada iken, sanatı bunun dışında saymak mantığın kurallarına aykırı olurdu.

Sanat: Cevherin(töz) düş ve gerçek sarmalında biçim kazandığı, somut- soyut nesneye ve sese dönüştüğü algılardır. Gerek klasik gerekse modern sanatın üretileri tek seferlik veya kalıcı olarak biçim bulduğunda asla yok olmaz. Bu sanatçının düş gücünün özgün varlığa dönüşerek yaşadığı evrene izdüşümü, ‘düş-düşünce’nin gerçekliğe ulaşması halidir.

Sanatçının yaratma serüvenin başladığı yer düşüncedir: Duyuların sağladığı verilerin, bireyin düş dünyasında harmanlananak özgün biçime bürünmesi, ardından esere dönüşme yolculuğunun felsefi bir geri planı vardır. Biçim vererek eser yaratma süreci bireyin bilgi, görgü ve yorumla gücüyle paralel ilerler. Ancak söz konusu ettiğimiz birikim, bilimsel metodolojinin izlediği yol ve ortaya çıkardığı sonuçlara benzemez-benzetilemez!

Yaşadığımız sığlığı ve evrensel değer ortaya koyamadığımızın soru hali: ‘Niçin, hızla özgün eser ortaya koyma yetisinden uzaklaşıyor insan?’ olurdu!

Sanat dünyamızın kendi kulvarındaki bölünmüşlük, akademiyanın anlaşılmaz sessizliği, eleştiri sanatından yoksun oluşumuz, özgün düşünsel eylem ve düşler oluşturma yerine, birilerinin ortaya koyduğu sıradan olanı çarpıtarak, kırparak bir şeyler ortaya çıkarma kolaycılığı vs. hepsi… Bizi hiçliğe çıkaran yol ve de çıkmaz sokağımız!

Buna bir de dijital çağın insana zaman bırakmayan boş işlerini eklersek; düşünceyi yaşamının merkezi yapmayı  unutan insanın, zamanla bu beceriden yoksunlaştığını, giderek fakirleştiğini ama bunu anlama çabası yerine, kültür endüstrisinin dayattığı sanal özgüvenle her uyarıya bilge kıvamında karşılık verdiğini eklemeliyiz! Belki de en aciz yanımız; derinden içmek yerine, su üstünde yürüme becerisi kazanma isteği!

Bir yanımız alaylı mektepli yok saymaları, diğer yanımız okumuşların birbirini ötekileştiren ağlarıyla örülmüş. Eleştirel akıldan yoksun kaldıkça, piyasa bakış açıları dolduruyor açılan boşluğu! Oysa ‘doğru’ tek ve biricik! Sanatta iyi kötü yok, estetik değer vardır. Yolculuğuna güzele ulaşma amacıyla çıkmayan bireyin, estetik değer yaratması akla ziyan bir tezdir!

Ah eser ortayı koymayı, evreni yaratma sancısıyla özdeşleştirmeyi başaranlar. Üstün değer ancak, bilgiyle beslenen büyük düşlerden, tükenmeyen meraklardan doğuyor. Zamanın ruhunu çalanlar değil, zamanı tohumlamayı hedefleyen sanatçı aydınlar çıkacak aklın düşürüldüğü algının karanlık çağından!

İlk yazıya özgü kısa selamlama; Aynı heyecan dünyasında kesiştiğinizi düşündüğünüz birisiyle karşılaştığınızda hayır sözcüğü kendi mabedine çekilir ve alanı olumlu yaklaşımlara bırakır. Sanırım ‘Sosyete art’ da böylesi bir heyecanın sonunda ortaya çıktı. İnsanın, aklıyla yüreği arasında bağ kurmakta zorlandığı yeni çağa ışık olsun.

Sevgi, sağlık ve sanatla kalın!

*İletişim:

Sosyete art: Düş ve Gerçek Blog

Instagram: @zorbeyümityaşargözüm

Facebook: Ümit Yaşar Gözüm

e-posta: [email protected]

7 Replies to “Düş ve Gerçek Sarmalında; Sanat”

  1. Erkan YAZARGAN says: Cevapla

    Akıl-duygu birliği ile anlayıp anlamlandırmaya çalışırken, neresi sorusu yerini bulup belirlemede başlangıç olduktan sonra yön, titreşim, hedef, alan ve kapsam belirliyoruz. Ciddi veya baştansavma işaretlerimizden sonra verdiğimiz not aslında kendi geleceğimizi de değerlendirme için ölçüt olabiliyor. Yaşam boyu yapıp ettiklerimizin toplamı değerimizi veriyor. Grafik misali iniş çıkışlı ama ortasında düz bir çizgi gibi duran mantık artık doğrusal olmanın çok ötesine gidip sürekli hareketli, yörüngesel ama bir geçtiği yerden bir daha geçmeyen hatta geçmesi imkansız tanımlanıyor. Tanımlama doğru ise tekrarın gereksizliğini anlıyor ve vakitkayıplarının zararını anlıyoruz. İçinde bulunduğumuz şeyler arasında insanlar da titreşimlerimizi negatif-pozitif etkiliyor ama bazının dalga boyu ve şiddeti daha yüksek olduğu için kalıcı hatta sonsuz oluyor.

    Saygı ve başarı dileklerimizle.

    1. Ümit Yaşar Gözüm says: Cevapla

      Sevgili E. Yazargan, öncelikle ilginiz ve aydın tavrınız için teşekkür ederim. Yerinde bir hüküm “Yaşam boyu yapıp ettiklerimizin toplamı değerimizi veriyor. ” Evet değer varlıkta bulunan ve, öznenin nesneye yüklediği bir şeydir. Onu algılamak ve hakkaniyetli davranmak ise öznenin değerden anlayabildiği ve birikimlerinin sunduğu kadarıyladır. Ki düz mantıkla anlamanın ötesinde pusuda bekleyen avcı gibidir.
      Sevgi, sağlık ve sanatla.

    2. Ümit Yaşar Gözüm says: Cevapla

      Sevgili E. Yazargan, öncelikle ilginiz ve aydın tavrınız için teşekkür ederim. Yerinde bir hüküm “Yaşam boyu yapıp ettiklerimizin toplamı değerimizi veriyor. ” Evet değer varlıkta bulunan ve, öznenin nesneye yüklediği bir şeydir. Onu algılamak ve hakkaniyetli davranmak ise öznenin değerden anlayabildiği ve birikimlerinin sunduğu kadarıyladır. Ki düz mantıkla anlamanın ötesinde pusuda bekleyen avcı gibidir.
      Sevgi, sağlık ve sanatla.

  2. Bireysel ve toplumsal iletişimsizlik yerleşik bir örtü haline geldi, salgınların salgını.
    Duygu ve düşünce paylaşımının olmadığı bir yerde ilkel kalıtlar egemen olmaya başlar. Virüs salgınıı atlatılabilir huyu böyledir tarihten bu yana. Ama ilkel hortlamalar birkaç kuşağın yaşamını darmadağın ederek deler geçer.
    Bu nedenle duygusal, düşünsel aktarımın can ve kan damarları sürekli açık tutulmalı. Yazmalı, çizmeli boyamalı, seslendirmeli, iç*dış dünya bağlarını, sorgulamalarını paylaşmalı. Paylaşım kanalları yaratmalı burada sizin yaptığınız gibi, Sanatım Dergisinin, sanat bloglarının çabaları gibi.
    Bir yürekte bir kıpırtı yaratabilmek az başarı değildir.
    Emeklerinizi, nice yüreklerde hissedebilmek dileğiyle.
    candan kutluyorum.
    Pekmezciler adına

    1. Ümit Yaşar Gözüm says: Cevapla

      Kıymetlimiz Pekmezciler,
      Değerli Ağabeyimiz,
      Birlikte bir çok projeye imza atıp, bir kişi daha fazla okusun akıllarda varoluşa dair bir kıvılcım
      çaksın diye uğraşmaktan yorulmadık. Hep konuştuğumuz gibi, çağ başka bir yana sürüklüyor
      insanı,toplumları ve insanlığı; onlar ise farklı bildik yönde tersine akıntıya kapılıp gidiyorlar. Çabalarınız ve Sosyeteart.com yazar ailesinde yer aldığınız için teşekkürü gönül borcu sayıyoruz. Hep sevgi, sağlık ve sanatın aydınlığında buluşalım.

  3. Hamid Alioğlu says: Cevapla

    Sanati tatif ede bilmemiz icin ilk önce sanatcını tatif etmemiz lazimdir.
    Bir işin nasil yapıldığını anlamamiz icin.Çünķü sanat bir referanstır, sonuç önemlidir.
    Sanatçı sanatin icinde yer alan sanat tatihini ve sanat felsefesini cok güzel bicimde bilmelidir ki üretim sürecinde estetik nesneye baş vura bilsin, ve bu uretim surecinde sanatçı hatta estetik nesneye değer katims oluyor.Tabi ki, kötü veya iyi bir resim anlayısı yoktur.Mükemmel anlayışı vardır.cunku eserin asıl gücü sadeliyinde yatıyor.

    1. Ümit Yaşar Gözüm says: Cevapla

      Sevgili Hamid Alioğlu,
      metni destekleyici yorumlarınız için teşekkür ederim. Sanat kavramsallığı, sanatçı biçimi ve eser gerçekliği ifade eder. Sanatın kavramsal varlığı tartışılamaz. Ama sanatçı yoksa eser de yoktur demeye gelir bu.
      İkinci olarak sanat söz konusu olduğunda iyi kötü, güzel çirkin tanımları yetersizdir. Çünkü sanatta esas olan şey altınorandır ki, sanatçı yaşamı boyunca mükemmelin peşinde koşar. Buna erişip erişmediğinin bir önemi yoktur. Eğer her yeni gelen eserinde bir öncekini aşmaya çalışıp bunu başarabilmiş ise, mükemmele yolculuktan vazgeçmediğini anlarız.
      Sevgi,sağlık ve sanatın aydınlığında buluşalım.

Bir cevap yazın