ŞAL

Gülseren AKDAŞ* Yazar

60-65 yaşlarında, bembeyaz saçını siyah bir toka ile arkadan tutturmuş. Kırışmış yüzünde hiç tebessüm eksik olmayan Gülfem Hanım, elinde bastonu ile evin içinde dolanan yaşlı bir kadın. Her ne kadar yaşlılığı kabul etmese de. Şimdi  artık eskisi kadar duymadığından huysuz aksi biri olmaya başladı, Onu tanıyanlar özünün çok iyi olduğunu, en çokta maviye hasta Gülfem hanım. Evi denize, ruhu gökyüzüne sevdalı. Mavi tutkunu. Elinden gelse mavi gözlü kedisini maviye boyayacak.

Her gün temizlik yapamasa da, temizlik yaptığında.  Sürekli  bir hareket  olsun diye tozların yerini değiştiriyor gibi hissederdi  kendini.Dışarıda serin bir hava vardı. Balkona çıksam diye düşündü. Şalımı omzuma almalıyım diye söylendi, Sonra şala sıkıca sarıldı yumuşak tüylerini okşadı. Gülümsedi. Şalın hikâyesini anımsadı. Hey gidi günler der gibi elini havada döndürdü, balkona geçti. Tam oturmuştu ki, kapının zili acı… Acı! Çaldı. Bir anda yüzünü buruşturdu. Hiç hoşlanmadı. Gelen kimdi. Merak etmese kapıyı açmayacaktı. Merdivenlerden inerken geçmişi anımsadı. Koşarak eve mahallenin gençleri biri gider diğeri gelirdi, Anneme gına gelmişti

-Açın şu kapıya, hiç gelmeniz gitmeniz bitmiyor.  Neden oturduğunuz yerde oturamazsınız. Beni duyan var mı?

Bu evde yaşanılan çocukluğu ne kadar renkliydi. Kalabalık bir ailesi vardı. Her gün akrabaları onlara yatıya gelirlerdi. Varlıklı bir aile değildik ama, soframızda her  şey bulunuyordu. Sonra tek tek akrabalar azalmaya başladı. Ya ölüm ayırdı. Ya da gurbet… Boşaldı evler. Boşaldı, ağaçların gövdesindeki yeşil. Bahçelerin neşesi de kalmamıştı. Hala merdivenlerinden koşan çocuk sesleri çınlıyordu zaman zaman kulaklarında. Kalabalık sesler içinde kendi cılız sesini  arar, tırabzanlardan kayan o küçük kızı yeniden görmeye çalıştı.

 Kapını çalması. Çalan telefonun sesi döndürdü kadını geçmişten geriye. Şimdi sokağın sonunda ki  çınar ağacının gölgesinde gördüğü adamın gerçek mi hayal mi olduğuna karar veremedi. Alıp başını gitmek kolay değildi. Ah o eski aklım olsaydı. Şimdi daha mutlu olurdum. Demekten onu alıkoyan şeyleri düşünde kısa bir zaman. Kapı hızla çalmaya devam ediyordu.  Kapıya tekrar uzandı. İçinden söylenerek. Açtı kapıyı;

Kapının önünde duran çocukla göz göze geldiğinde durup bekledi. Bisikletine sarılmış bana bakıyordu. Kendisine ezberletilen sözleri bir çırpıda söyledi. Sessizliğin ardından gitti. Uğultulu bir sessizlik çöktü içime

Gölette bulunan kadından bahsetti. Göletti geçmek için tahta bir köprü yapılmıştı. Biliyorduk bir gün birini canı yanacaktı. Karşı yola geçmenin başka yolu yoktu. Belediye kazdı. Bıraktı gitti. İki sokak öteydi. Şalına biraz daha sıkıca sarıldı. Ayağına terlik giyerek. Sardunyalarla çevrili kamelyadan yola çıktı. İnsan içindeki fırtınayı bastırmak için  uygun liman arar. Gülfem Hanım benzer duygular içinde. Küçük göğsü bir kalkıp bir iniyordu.

Ölenin arkadaşı olduğunun, arkadaşı olduğuna daha gölette gelmeden hissetti. Belki sabahtan beri içindeki sıkıntının sebebini bulmuştu. Birden üç gündür aramadığını hatırladı. Her şeyi  paylaştığı, çocukluk arkadaşı. Genç kızlığa beraber adım atmışlardı. ‘Üç koca gün suyun altında kalmış olabilir miydi?” Ambulans  yeni gelmiş bir kaç kişi başından, kollarından, birkaç kişide ayaklarından tutmuş. Kaldırıyorlardı. Sesinin yettiğince bağırmak isteği duysa da  bunu yapamadı.

Yoldan karşıya geçerken parmaklarını yumruk şekline getirip ısırmakla yetindi. Sedyeden sarkan saçlarını gördü. Yaz gecelerinde yeni yıkanmış. Güzel kokardı, tararken. Kırmızı bir kurdeleyle bağlardı saçlarını. Bir bana gelirken gönlüm olsun diye mavi takardı. Ne güzel olurdu. Derken saçından düştü tokası. İlk  delikanlı ile buluşurken de ben biliyordum, doğru bize gelmişti. Sonra üç gündür merak etmeyişine kızdı.

Mahallenin muhtarı  yaklaşıp  sarıldı Gülfem Hanıma ” Başın sağ olsun ” dedi. Gülfem Hanım  muhtarın göğsüne yaslandı. Gözyaşınaboğulmuştu. Hıçkırarak ağlıyordu. Kalabalıktaambulansın adından yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Kadınlar baş sağlığı vererek yanından uzaklaşırken.   Suyun kıyısında bir değneğe sarılı Gülfem Hanımın omzun da kine benzer  bir şal duruyordu. Gözyaşları sel oldu. Onu kucaklar gibi biraz daha sarıldı omzumdaki şala…

*Yazar

One Reply to “ŞAL”

  1. Füsun Esen KOVALI says: Cevapla

    Cok akici ve etkileyici …

Bir cevap yazın