Ressam Sevgi Ürüm ile Gökkuşağı Renginde Bir Yolculuk

Suna Baykam: Sosyete Art’a hoş geldiniz. Sevgi Ürüm yıllardan beri sanat adına her yerde herkesle bir araya gelerek çok güzel ve renkli ses getiren sergi ve çalışmalara imza attı. Kendinizin sanata yatkınlığını felsefi olarak bize anlatır mısınız?

Suna Baykam: Felsefi olarak istememin nedeni bir Türk kadın ressamı olarak hayatınıza eğitimden sonra farklı birçok yön kattınız. İçinizden geçenleri yakalamak ve gerçekleştirmek için hiç ertelemediniz. Sizden öğreneceklerimiz var…

Sevgi Ürüm: Hoş bulduk. Öncelikle davetiniz için teşekkür ederim. Bir sanatçı için kendini anlatmak en zoru. Fakat aynı zamanda hoş bir irdeleme. 45 yıla yakın sanatın içindeyim. Felsefi olarak özetlersek, ilk 20 yıl sanat yaşamdır dedim, son 20 yıl yaşam sanattır diyorum. Sanat eğitimi almış ve de vermiş biri olarak sanatı hep yapmak, üretmek, fırsat yaratmak sanat yaşamdır tezi ile güç kazanıyordu. Sonra bir zaman 1995 sonrası “Sanat bir riske girme işidir” dedim. Baktım ki sanatı yaşam haline getirmek toplumda çok şeyleri farklı yaşamayı beraberinde getiriyordu. Herkes uyurken siz uyumayabiliyordunuz. Herkes gezerken siz çalışıyor olabilirdiniz. Alışılmışın dışına alıyordu sanat. Sonra geziler yoğunlaştı. Yaşamı farklılıklarıyla gözlemleme, kültürleri yakından tanıma ve sanat projeleri. Barış İçin Sanat fikri ile Dünya sanatçılarını bir araya getirmek. Yıllar boyu bu projeyi değişik ülkelerde, değişik temalarla dünya sanatçıları desteğinde yürütmek. Her şey olmak istediği yöne gidiyordu. Atölye, sergiler dışında daha toplumsal, halktan insanlarla sanat yapmak. Bir anlamda sanatçı bencilliğini kollektif hale getirip ötelemek. Yaşamı sanatlaştırma çabası. Sonuç olarak “Yaşam sanattır” fikrim oluştu. Daha bir özgürleştim, daha bir rahatladım. Mükemmele ulaşmak, sanatı yüceltmek, baskısına girmek değildi yaşam. Bütünüyle her yaptığımız işte, ilişkide, yaşantılarımızla, benliğimizle, bilincimizle oluşagelen bir şeydi. Her yerde her şeyde, herkeste olabilirdi. Bu fikir de bana ” Her yerde Herkes İçin Sanat” temasını projelendirdi. İkinci saptamanız üzerine şunu söyleyebilirim: İnsan şansını kendi yaratır. Seçimlerimiz, ne yapmak istediğimiz , kararlılık, cesaret. Bunlar oldukça insan yaşamını akışında götürebilir. Yapmak isteyene engel yoktur.

Suna Baykam: Sürekli gezen ve gezerken de ilhamınızı besleyen ve yeni renk ve dokulara ulaşıp sanatseverleri şaşırtan bir ressamsınız. Bazen size bakınca sanatla beyni dolup taşan bir küp misali bereket ve verim seziyorum. Bazen yavaş ve dikkatli ilerliyorsunuz bazen de seri ve çarçabuk. Bunun sırrı atölyenizde hayalden gerçeğe geçiyor. Duyduğumuza göre atölye ve evinizi pandemide Urla’ya taşıdınız. Sanatınıza mı hayatınıza mı farklılık gelecek?

Sevgi Ürüm: Çok teşekkür ederim. Gezgin bir ruhum var oldu bitti. Yeni insanlar yerler tanımak beni güçlendiriyor. Bir yere ait olamıyorum. Gittiğim, bulunduğum her yerde ise yabancı hissetmiyorum. Nerede olursam o sürede oralıyım sanki. Bunu “Nereliyim” isimli dizelerimde aktarmıştım. “Nereliyim? Ne çok yerim var benim” diye giden dizeler. Atölye ve evimi de çok kez taşıdım. Kararsızlık değil bu. Ait olamamak. Sanatı sürekli bedenen yapılan bir eylem olarak görmüyorum. Fiziken çalışmadığımızda da sanatla iç içeyiz. Hatta belki daha çok. Buna sanata yönlenmiş bir beyin denebilir. Mesela beni etkileyen objeler nesneler, insan, olay vb. tüm kalabalık karmaşık ortamdan sıyrılıp beni bulur. Odaklaşırım. O an bir trans hali gibidir. O an sanatı fiziki olarak yapmıyorsunuz, yaşıyorsunuz. Sonra bu yaşantılar farklı imgeler halinde tuvale vb görselleştirilebiliyor. Sanat bir sonuç değil bir süreç. Bitmeyen bir süreç. Sonuç gibi görünen tablolar da bitimsiz. Sanat sonsuzluk. Ankara’dan İzmir’e
İzmir’den İstanbul’a taşınmıştık. 19 yıldan sonra önce İstanbul- Kuşadası, sonra aniden Urla oldu. İstanbul Taksim’deki stüdyo ev duruyor. Pandemiden kaçmadık biz. Bir huyum da kaçmamak nedense. İstanbul’u çok seviyorum. Vazgeçemem. Fakat daha çok güneş ve deniz olunca Ege tabii ki. Pandeminin uzun sürecek olması hapis hayatında yer farkı olmayışı, Kuşadası’ndaki evin satılması gibi olaylar bize Urla/ İzmir dedirtti. Bir yer değiştirirken sanat açısından beklenti içinde olmuyorum. Sanata olumlu, ilgili yaklaşan insanların bulunması yeterli. Farklılık olacaksa onu zaman gösterecek. Ankara’dan İzmir’e geldikten sonra ilk kişisel sergimde TRT programcısı programında rahmetli Kemal Moralı güzel bir yorum ve soru yapmıştı: “Resimlerinizde mavi yoğun. İzmir’e gelmenin etkisi midir? ” şeklinde. Kim bilir belki de öyleydi. “Mavi bana özgürlüğü çağrıştırıyor” demiştim. Farklılıklar güzeldir. Hep birlikte göreceğiz. Teşekkürler. Sevgiler.

Suna Baykam: Mavi benim de olgunluk rengim. Çok derin felsefi anılarım var mavi ile. Pozitif bir siper bile olduğunu düşünüyorum.

Sevgi Ürüm: Harikasın. Benzer yönlerimiz var.

Suna Baykam: Samimiyetle herşeyi yazdınız. Peki öğrencilerinize bu sınırsız sanat hayatında neler aktarmak istersiniz?

Sevgi Ürüm: Öğrencilere sanat yapmak isteyenlere; özgür ve özgün olsunlar, istemeleri yeterli. Çalışmak ve içtenlik. Ayrıca imge dünyalarını, yaratıcılığı, duyarlığı, okuyarak, araştırarak, gezerek, sosyal sorun ve durumlara ilgili olarak doğa ve insanla bir arada bulunarak zenginleştirmek. Gerisi gelir kendi akışında.

Suna Baykam: Çağdaş sanat, sanat tarihinden ne kadar etkilendi? Dâhiler artacak mı?

Sevgi Ürüm: Çağdaş sanat, sanat tarihinin devamında. Günümüz sanatı.   Geçmişten süregelirken ondan etkilenmemesi olanaksız. Değişim her şeyde var. Eskiye öykünme de. Rönesans, antik çağa duyulan özlemle ve onun ışığında oluştu. Fakat Rönesans sanatı ile antik çağ sanatı aynı şey değildi. Günümüz sanatını Çağdaş sanat olarak özetlersek, bir yüzyılı aşkın modernleşme ve post modernleşme süreci var. Teknoloji ve bilimdeki gelişmeler mutlaka sanatı etkiliyor. Sanat dalları daha içiçe uygulanabiliyor.  Anonime giden bir yapılaşma olacaktır. Dâhilik her zaman artabilir fakat gelecek, tek tek isimlerle, ekollerle sanatın belirlenmesi yerine daha farklı bir sanat tarihi yazmayı getirecektir. Çağdaş sanat giderek daha özgür,  daha çok sesli olmaktadır. Tüm bu kaotik yapıda yeni bir tip uyum ortaya çıkacaktır.

Suna Baykam: Peki bir gününüz nasıl geçiyor?

Sevgi Ürüm: Bugünlere göre dersek pandemi sessizliği. Ben de günlerimi her insan gibi öncelikle yaşamsal gereksinimler ile geçiriyorum. Çok rutin yasayabilen biri değilim. Örneğin ayni saatte kahvaltı, yürüyüş vb gibi. Planlamayı sevmiyorum. Sanat çalışmalarım da aynı şekilde. Vakti saati olmaksızın. Fakat tezgah derim ben ona, düzeneğim hazırdır ve birden beni kendine çeker. Televizyon izlemem. Zaman kaybı yaratacak şeylerden kaçınırım.

Suna Baykam: Bu güzel akıcı ve rengârenk röportaj için teşekkürler. Görüşmek üzere…

Sosyal medya:
Facebook: Sevgi Ürüm iki profil bir sanat sayfası

Grup: Sevgi Ürüm-Art-Workshop-Collection
Gruplarım: Wall For Peace
Art For Peace Wafpiaap Interaction
Worldwide Artists For Peace
SANAT-ÇEVRE-BARIŞ
Twitter:@artaction /Sevgi Ürüm
Instagram: @sevgiurum
@sevgi.ürüm

http://sevgiurum.com
http://sevgiurum.blogspot.com
email: [email protected]

Bir cevap yazın