ONLAR/BİZ

ONUR KOÇYİĞİT

Sanat benim için anlatmak istediğimi özgürce ve bağımsız bir şekilde alıcıya iletmektir. Sinema öğrencisi olduğum için film ile anlatmak beni gururlandırıyor.

-Oyunculuk da yaptığınıza göre uyarlama ve oyun bir arada nasıl bir duygu, başarılı senaryo için kriterleriniz nelerdir?

Uyarlama bir öykünün kendine uyum sağlamasıdır yani kendi yapabileceklerinizin bir sınırıdır. Oyunun içinde kalmaktır yani “anı yaşayıp anda kalmaktır”. O an’daki duygu düşünce halini siz kendinize uyarlarsınız. Diyelim “Ali karakteri” gülecek ama nasıl? Siz gerçek hayatta nasıl gülüyorsanız Ali de öyle gülmeli! Mesela, ben gülünce gözlerim çekik olduğu için kaybolur. Ali de gülünce gözlerinin kaybolması gerekir.

Senaryo için çatışmalar önemli. Ne kadar terslik, o kadar heyecan ve merak çünkü seyirci sonraki sahnede ne olacağını merak etmeli, tahmin değil.

-Kalıpların bize öğrettiğine göre “çatışma, çatıştırma, mimik, makyaj, sahne, dekor” altılı kurgusundan; yeni nesil bir sinemacı için çıkaracağınız en kesin fark nedir?

Bazen kuralları bozup kendi içinizden ne geçiyorsa o anda onu yapmak gerekir yani doğaçlama. Bunu ben çok yapıyorum. Gönlünüzden nasıl geçiyorsa öyle yapmak gerekir çünkü o sizin filminiz, kimse karışamaz. Bu yüzden bağımsız film tasarımcısıyım.

Tabulara, kurallara göre değil aklınızdan geçenin kağıt ile buluşmasıdır bana göre çünkü oyunculuk sadece diyalogdan ibaret değildir. Mimiklerle de bir olay anlatılabilir. İşte o zaman gerçek oyuncunun yeteneği vardır denilebilir. Örneğin, boş bir kâğıdı oyuncuya verdiğimde “ne yazıyor” derim. Oyuncu bakar “boş bir kâğıt” derse hemen elerim çünkü o oyuncu değildir bana göre. Sadece kalıplara sıkışmış biridir lakin diğer oyuncu “boş değil, bir şey görüp okursa” onu kadroya alırım. Neden? Çünkü 2. oyuncu doğaçlama yaptığı için, hayal dünyası geniştir ve ben hayal dünyası geniş oyuncularla çalışıyorum.

-Tam da burada, gerçek ve sanat çelişkisine değinsek ve sanat, gerçeği saklamak / üstünü örtmek, gizlemek değil görünür, duyulur, hissedilir kılmaktır desek; yaşadığınız iç çatışmadan nasıl kurtulursunuz?

Gerçeğe yakın olan gözle görünür hale geldiği zaman çünkü o zaman başarılı olmuş denilebilir yani somutluk.

-İçinde yaşadığımız ve çok derin bir geçmişi olan toplumumuzun yaşadığı gerçek, neden sanatımıza yansımaz da daha çok, alakasız işler üretilir; çözüm öneri veya hazırlıklarınız nelerdir?

Bizim ülkemizdeki insanlar acıya alışmıştır. Yalnız, Avrupa insanının geneli öyle değil. Hayatlarının çoğunda dram ne bilmiyorlar çünkü onların siyasi ve ekonomik durumu eğlence odaklı. Rahatlamaya yatkınlar. Düşüncelerini karşıdakinin kalbini kırmadan ve sözünü kesmeden aktarabiliyorlar.

Örneğin tartışma programlarından nefret ediyorum çünkü koca koca insanlar Prof. olmuş lakin dinlemeyi öğrenememiş! Dinlemeden söz kesiyor ve karşındakinin kalbini kırıyor. Hatta bu değinmeye “son öğrenci filminde de” yer veriyorum. Alakasız işlerin çıkması tamamen içinde yaşadığı buhrandan çıkmak için. Bir de özenti. Bir HW filmi iyi gişe yapmışsa bizimkiler hemen uyarılıyor lakin batıyorlar çünkü onların teknik imkânlarıyla bizim imkânlarımız çok farklı. Onlar bir sahne için bir hafta prova yapıyorken biz günde 11 sahne çekiyoruz çünkü bütçe aşılmadan filmi bitirmeye çalışıyoruz. Onlar da öyle değil bütçeleri sağlam.

Ülkemizde siyasi düşünceler ağır bastığı için sansür hep var bu bizim festivallerde geçerli. O yüzden ben yurtdışı festivallerine gönderiyorum filmlerimi çünkü orada öykünün nasıl anlatıldığına bakılıyor burada hangi kamerayla çekilmiş, bütçesi ne gibi dedikodular dönüyor.

Öneri olarak bazı standartlardan kaçınarak öyküye, kurguya yönelebilir. Yani festival yönetimini ele alırsak “onlara ne benim ALEXA ya da BMPCC kamera kullanmadan”. Mesela, ben BMPCC kullanıyorum çünkü en küçük dijital film makinesi. Pratik. Turist çekimi yapılarak da bir öykü anlatılır. Hazırlık olarak son öğrenci filmimle uğraşıyorum şimdiye dek. Denemediğim bir tür benim için çünkü tür denemeleri yapıyorum. Şu anda, dram ağırlıklı yaşanmış gerçek olayların bir gencin gözünden veriyorum ki o genç hayatı anlasın.

Sonuçta hepimiz öleceğiz ve önemli olan öbür tarafa nasıl gideceğimiz. İnsanların gözünü açabilecek projeler üretiyorum ki bu dünyada kalıcı olmadığımızı anlayıp kendilerine çeki düzen versinler. O yüzden dünyada yaptığımız her şey boş çünkü iki saniye sonra ne olacağımız belli değil ya güleceğiz ya ağlayacağız.

İşte sanatın amacı da bana göre hakikati anlatmak.

-Onlar/Biz ayrımına neden gerek duydunuz, uluslararası veya evrensel sanat üretiminde gösterdiğiniz bu kriterler bilinmiyor mu yoksa dikkat mi edilmiyor?

Yaşam tarzları ve imkânlar farklı. Dikkat edilmiyor. Sanırım bulundukları yeri kaybetme korkuları var ve o korku yüzünden belli kalıplara sıkışmıştırlar.

Hâlbuki çağdaşlaşma sürekli özgünlükten geçer, taklitten değil. Yenilenmeyi eski köye yeni adet getirmek olarak gördükleri için olabilir. O zaman ki düşünce yapısıyla şimdiki arasında dağlar kadar fark var. O zaman biz vardı şimdi ben. Bu böyle giderse herkes kabuğuna çekilecek.

-Katkılarınız için teşekkür eder saygılarımızı sunarım.

Bir cevap yazın