Olcay Kutluca: İllüzyonun Dahisi Sosyete Art’ta

OLCAY KUTLUCA

Sanat herkes için sanat olmalıdır. Şöyle bir düşünce var: “Her sanat alanının ayrı bir izleyicisi ve kitlesi var”. Ben bu düşünceye katılmıyorum. Sanat herkes için sanattır. Bunu nasıl insanlara aktardığınız önemli…

Sanatın her alanı müzik, tiyatro, bale, opera, dans bunların tamamı evrensel sanatlar. Ama ülkemizde insanlar bu alanların tamamına ilgi duymuyor.  Demek ki bir şeyler yanlış yapılıyor. Önemli olan bunların tamamı nasıl insanların ilgisini çeker, her kesime nasıl hitap edebiliriz düşüncesi ile sanatı gerçekleştirmek. Bunu başardığımızda kitle evrenselleşiyor, daha geniş insan grubuna ulaşabiliyorsunuz. Bu da başarıyı getiriyor.

Yani sanat ve sanatın sunumu kitlesel değil evrensel olmalıdır.

-Siz hangi sanat dalındasınız?

Yaptığım sanat, sahne sanatı. Bunu bir dal olarak düşünmemek lazım. Ama düşünecek olursak yaptığım iş İllüzyon. Ben sahnede bir oyuncuyum. Sahnede sihirbazı oynuyorum. İnsanları inandırmaya yani kandırmaya çalışıyorum. Bu oyunculuk içinde neler var? Tiyatro, Müzik, pandomim… Hepsini bir arada kullanıyorum.

-Harika. Tam da bugün size uygun bir kaç diyaloğumuz daha vardı. Böylece onlarla bütünleşik oluyor. Oyun, Game, Sinema derken gösteri sanatları altında toplayabileceğimiz bu maharetin benzerliği nedir, sanat bir sihir midir?

Sanat bir sihirdir, evet. Seyirci olarak bir sanatı izlemeye gitmeye başladığınız andan İtibaren o sanatın beyninizde psikolojisine giriyorsunuz. Bir dram oyunu ise üzülmeye meyilli olarak gidiyorsunuz, komedi oyunu ise gülmek için gidiyorsunuz, korku filmi ise korkmaya gidiyorsunuz. Ve sahneye girdiğiniz andan itibaren sahne düzeni, ışıklar, müzik, kostümler ve replikler ona göre hazırlanmış olduğundan daha başlamadan bu sanatın sihri ile büyülenmiş oluyorsunuz. Geriye kalan şey ise sadece sunum. Başarılı bir sunum gördüğünüzde mutlu ayrılıyorsunuz. Yüzünüzde tebessüm kalıyor. Yani daha izlemeden önce büyülenmeye başlıyorsunuz.

-İnsan neden büyüye ihtiyaç duyar?

Büyü, düşüncesi zor olan bir şeye kolayca ulaşabileceğinizi düşündürür. Ve hiçbir büyüyü kendi zararınıza olacak şekilde düşünmezsiniz. Büyü sizin için sizi o an mutlu edecek olan şeydir. Yüzünüzü güldürecek, belki de hayatınızı değiştirecek bir durumdur.

-Kelimelerin böylesi tılsımlarının olduğu bir alanda çalışmak ne kadar zevkli?

Şunu öncelikle belirtmeliyim: Ben, büyü yapmıyorum. Sadece insanları büyülüyorum. Tabi bu mecaz anlamda…

Yaptığım tarz illüzyonun mentalizm alanı. Ve ben insanların korkmasını sağlayacak gösteriler yapıyorum. Beni izlemeye gelen insanlar korkacağını biliyor. Ben bundan keyif alıyorum. Korkan insanları, bazen ağlayan insanları görmek benim alkışım. Yaptığım işi doğru ve güzel yaptığımı gösteriyor. Zaten keyif almasaydım bu işi yapamazdım. Çünkü illüzyon herkesin yapabileceği ama çoğu kişinin yapamayacağı bir sanat alanı. Yıllarca çalışmak gerekiyor. Bir gösterinin sırrını bilmek demek yapabilmek anlamına gelmiyor. Çalışmadan ve o el becerisini geliştirmeden yapabilmek imkânsız. Bunu insanlarda biliyor. Gösteri sonunda aldığım alkışlar ise beni bu sanata bağlıyor.

-Sihirbazlar Çetesi filmini izlemiş ve hayran kalmıştık. Sizin o filmle ilgili değerlendirmeleriniz nelerdir?

Woodrow Tracy Harrelson – McKinney karakterini canlandırıyordu. Yaptığım iş aslında bu karakter ile aynı. Çok başarılı ve keyifli bir film. Ustaca hazırlanmış. Ama ben yine de Türk filmlerini daha çok seviyorum. Cem Yılmaz’ın Hokkabaz filmi favorim.

-Çocukluğumuzdan hatırladığımız sirkvari çadırlar var, hayal dünyamızı zenginleştiren işler. Bambaşka alemlere girdiğimiz yerler. Sizin anılarınız nasıldır?

Küçükken Amasya’da yaşadığım için sadece bir kez sirke gitme fırsatı yakalayabildim. Sirk sanatçıları çok profesyoneldi. İp cambazlarından tutun da ateş üfleyenlere kadar ama günümüzde çok sıcak bakılmıyor çünkü hayvan hakları var. Bu konuda açıkçası ben de hayvan haklarını savunuyorum. Ama hayvansız sirkler ise şuan çok keyifli değil. Yani Aslan, Fil, Ayı gibi hayvanlar olmadan da sirklerin o tadını alamıyoruz. Sanırım zamanla ülkemizde tarihe karışacak sirk çadırları.

-O işin uzmanı Circus de Soleil, izler misiniz?

Cirque du Soleil benim yaptığım iş ile pek alakalı değil. İzlemiyorum takip etmiyorum. Eğer ki bir gün Türkiye’ye gelirlerse tabiki yerinde gidip izlemek isterim. Videolar ile sanat izlemeye karşıyım. Bu tiyatroyu televizyonda izlemek gibi bir şey. Bu düşünce bana yanlış geliyor. Her şey yerinde güzel.

– Neden Tiyatro TV olmaz, Avrupa” dan bildiğimiz harika örnekler var. Biz mi geri kaldık acaba, onlar mı çok çağdaş?

Sanat Avrupa’ da zaten gelişmiş bir durum. İnsanların kültürü farklı. Sahneler full dolu. Türkiye’ de aynı şey geçerli değil. Sahnelerin dolmadığı bir ortamda amaç sahneyi nasıl doldururuz değil de, nasıl izleniriz şeklinde düşünmek ise bu sanatı tamamen öldürecektir. Evet, o gün tv’ye o programları satarak para kazanacaksınız ama alttan gelen veya tv’ye satamayanlar veya satmayan tiyatrolar zamanla ellerinde olan izleyicisini de kaybedecektir. Neden kitabı dijital olarak okumayın diyorlar. Kitabın kokusunu almak bazı yerleri çizmek gerekiyor. Tv’de izlediğin bir şey ömürlük akılda kalıcı olmayacaktır. Ama bir tiyatroya gider de yerinde izlerseniz, ömür boyu zihninizin bir noktasında çok güzel anılarınız olacaktır.

Yani çiçek dalında güzel…

-Memurdan sanatçı olur mu? Bakın bu çok mühim bir konu, tiyatro ile bağladığınızda Türkiye’de devrim yaparsınız, neden olmuyor?

Herkes aslında bir sanatçı. Memur da bir sanatçı. Mesela Polis te bir sanatçı. Sadece bunu sahnede yapan da var normal sosyal hayatında yapanda. Polis o sert yapısını korumazsa suçlar artar, doğru mu? Yani anlıyoruz ki polis serti oynuyor. Herkes benimsediği işi, yaşamı ile bağdaştırıyor. Yani herkes bir rol içinde. Memurundan, satıcısına kadar…

Devrim ne zaman ve ne şartlarda doğru veya doğru mu, önce bunu sorgulamak lazım. Bahsettiğimiz devrim siyasi ise sanatçının bir görüşü olmaz. Sanatçı sanatçıdır. Siyasetçi siyasetçi. Sanatçı herkes için var. Görüşünü belirtmez. Belirtmemeli. Zaten belirtenlerin günümüzde bulunduğu nokta belli.

-Devrim derken yıkıcıların bahsettiği devrim değildi bahsettiğim Atatürk devrimlerinde olduğu gibi toplum yapısını iyi yönde etkileyecek olan devrimler. Sizce bir devlet memurları sanatçılar devrimine ihtiyaç var mı, bunların içine akademisyenler de dahil?

Her oyunun bir konusu var. Bazı oyunlarda bunlar işleniyor. Doğruyu – yanlışı göstermeye çalışıyorlar. Ama bu sadece sanat ile olabilecek bir şey değil. Önce eğitimde devrim yapmamız gerekiyor. Bir anda düzelecek bir şey de değil. Şimdi başlasak ve alttan gelecek yeni nesle doğruyu verebilirsek belki bu devrimin etkisini göstermesi 30-50 yıl arasında olacaktır. Ülkemizde yapılan çok yanlış uygulamalar mevcut. Ciddi köklü bir değişime ihtiyaç olduğu belli. Ama maalesef bu sanatçıları aşan bir durum. Temelden başlamak gerekiyor.

-Ama nasıl sorusu ciddi bir sorudur. Diyaloğumuz sanattan sapmış gibi dursa da; sanat adına ortalıkta duran ama dernekçilik, memurluk, tüccarlık, sergicilik, pazarcılık ve daha pek çok farklı iş yapıp savaş sanatı, aşçılık sanatı, berberlik sanatı gibi yeni yeni sanat dalları üretenlere ne dersiniz?

Her yetenek sanat mıdır sorusuna cevap vermek gerekiyor önce. Sanatı sanat yapan şey sunum ve ulusal bir nitelik taşıması. Sunumu olan her şey sanat olabilir mi düşüncesi ile yola çıkarsak yanlış düşünmüş oluruz. Resim çizmek sanat evet, ama örneğin elmadan insan yüzü yapmak bir sanat değil beceridir.

Sahnede katili oynayan adam sanatçıdır ama sokakta cinayet işleyenin sanatçı olmaması gibi. Sanat, izleyen insana bir şeyler kattığında sanattır. Saçınızın güzel kesilmiş olması berberin yapması gereken bir şey zaten. Bu bir sanat değil, bir beceri. Her şeyi sanat gibi göstermenin gerçek sanatçıya verilen değeri azalttığını düşünüyorum.

-Katkılarınız için teşekkür eder saygılarımızı sunarım.

Bu keyifli sohbet için ben teşekkür ederim.

Sihir dolu bir yaşam ile beraber sanat ile kalın…

Bir cevap yazın