MATRİXTEN KİM ÇIKMAK İSTİYOR Kİ

ERHAN US

– Sanat görüşünüz nedir?

Sanat, fikirlerin farklı bir formatta ifade biçimi. Burada zanaat ile sanatın ayrılması konusunu elzem görüyorum. Özellikle 19. yüzyıl sonlarındaki evrimi dikkate aldığımızda, toplumun önemli meselelerini haykırmak, bilgiyi üretmek ve aktarmak, benim için insanın en onurlu vazifesi.

Sanatçı ve izleyiciyi uyumlu bir bilinç alış-verişi içinde hayal ettiğimde; eser, dekoratif formdan ziyade, farkındalık yaratacak, düşünmeye iten bir nesne olmalı. Bu doğrultuda çalışmalarım; ahlak felsefesi, başarı ve kimlik kavramı, inancın dogma yapısı, kadın hakları, özgürlükler, metalaşma / kimliksizleşme, iktidar ve otokrasi, popülizm, statüko, şekilcilik, toplumun kutuplaşması ve yozlaşma gibi başlıklar üzerine şekilleniyor.

-Van Gogh veya Şah İsmail Hatayi büyük sanatçı yapan nedir?

Kim, kimin, ne zaman, hangi kabul ile büyük sanatçısı! Duchamp’ın Çeşme’sinin itibarının yerine gelmesinin ne kadar uzun sürdüğü düşünüldüğünde, insanın her alandaki iki yüzlülüğünün ‘beğeni’ ve ‘kabullenme’ ekseninde de vücut bulduğu bir gerçek. İzleyici, verilenin ne kadarını aldı, ne kadarını hatırlayacak, eserime ne kadar süre baktı ve en önemlisi ne kadar düşündü?

VanGogh özelinde ele alırsak, ona duyduğum saygının tamamını tutkusu oluşturuyor. Burada; hayattayken kabullenilmesi, tanınması konusunda ne acılar çektiğinin üzerinde durmalıyız ki sonrasında satılan, çalınan, paylaşılamayan eserlerin fiyatları konusunda toplumun ve dönem dönem sanat camiasının iki yüzlülüğünü görebilelim.

Liberal kapitalizmin başarı kavramını domine ettiği günümüzü düşünelim. Ya da Berkeley’in ıssız ağacı devirmesini… PR’ı iyi yardım kampanyalarıyla kurtarılan hayatlar, sesi duyulmadan ölen bebeklerden daha değerli olmadığı gibi; PR’ı iyi bir sanatçı, keşfedilmemiş Van Gogh’lardan daha başarılı değildir diyebilirim.

-Memur bir ailenin çocuğu olarak kendinizi ne derece devlete bağlı hissedersiniz?

‘Eski Dünya’dan ‘Yeni Dünya’ya taşınacak değerlerin dikkatle seçilmesini hayatî bulurum.

Henüz ilkokul çağları; babam beni işyerine götürmüştü, devlet dairesi. Meşhur DMO damgalı ürünler kullanılıyordu. Ödevlerimi bitirip kalem kutumu toplarken DMO kalemini de kutuya koymuşum. Babam o kalemi çıkardı ve “bu, devletin malı, devlet işinde kullanılır, kalacağı yer burası” dedi.

Günümüz devlet imkânlarını kimlerin nasıl kullandığını ve istismar ettiğini düşündüğümüzde, babamın söyledikleri gerekli ve yüksek bir etik katmandı. Benim için çok değerli. Avukat babamdan da, mikrobiyoloji profesörü annemden de, onların cumhuriyetin ilk dönemleri değerli katkılarda bulunan anne-babalarından bu değerleri aldım. Kant ettiğine yakın yerler diyebiliriz.

Tek Türk olarak katıldığım uluslararası sergiler veya fuarlarda da daha büyük bir gururla bulunurum. Ülke menfaatlerini önemser, değer üretmek anlamında kurucu felsefe, müspet ilim, “fikri hür, vicdanı hür” nesiller çizgisinde hayaller kurar; toplumun sosyolojik konumu, kaymaları veya günümüz ‘gaflet ve dalalet’i üzerine farkındalık yaratacak, protest, hatta ateist eserler üretirim.

-Profesörler, dekanlar, STK yöneticileri, zenginler kulübü, uluslararası sanat ve sanatçı ağları ile geniş bir çevresi olan bir birey olarak; “ezik” kelimesini nesne olarak aldığımızda size göre ezenler ve ezilenler kimlerdir?

Ezilmeyi, muhatap olduğunuz kişinin size adil davranmaması olarak tanımlarım. Potansiyelinizi reddetmesi, emeğinize saygı duymaması veya daha öncelikli olarak temel hak ve özgürlüklerinizi teslim etmemesi.

On bir dernek başkanlığımın tamamında adil yönetme anlaşılmaktan, kabullenilmekten, sevilmekten her zaman daha öncelikli oldu.

Ezikliği nesneye benzetmem gerektiğinde; kömürden elmasa bir sürecin tamamlanmasında eksik kalan her şeydir.

-Çok etkileyici bir yaklaşım. İstençle birleştirdiğimizde hele bir de işin içine Kant filan da girince “potansiyel herkesin, potansiyel cevher” olduğu gibi bir dayanağımız mı var, neden?

Gaziantep Zeugma Müzesi’ndeki ‘Sınırlar’ sergim bunun üzerineydi. Hayatta sürekli birileri “dur, o öyle olmaz, bu şekilde yapamıyoruz, gençsin sıranı bekle, orada bu söylenmez” vb. kalıplarla yaşıyor. Sanatın bunlarla, medeniyetin dogmalarla ilerlemesi mümkün değil.

Bunun için aklımızdaki sınırları kaldırmak, potansiyeli açığa çıkarıyor. Bireyi zaten “vatandaş > farkında > aktivist” ilerlemesine sokan da bu! ‘Yapamam’larla, ‘ne derler’le kişinin kendini veya dolu bir fikri ifade etme ihtimali yok.

Potansiyel cevherle ilgili şöyle anlatayım: Bilginin ulaşılabilir olması, toplumun ona ulaştığı anlamına geliyor mu? Maalesef gelmiyor. Sınırlarını kaldıracak kadar kendine odaklanıp yalnızlıktan korkmadan içinde ne olduğunu anlamayı isteyen birey, toplumu ve kendini ileri taşıyabilir. Burada elbette pozitivizmden uzak, popüler “New Age” zırvalardan bahsetmiyorum. Özetle, sokakta, etrafınızda, herhangi yerde gelip giden insanlara baktığınızda, Matrix’ten kim çıkmak istiyor!

-Suna Baykam’ın sorusu: Kendine ait bir gezegeni olsaydı içine neleri alırdı, özgür sanat için neler eksik dünyada?

İçine bilimi alırdım. Fikrini özgürleştirmeyi anlayan insanları, kopya ve tasarlanmış o hayattan sıyrılabilen insanları…

Şekilcilikten, popülizmden, kimlik siyasetinden, dinlerden, ikiyüzlülükten, güç sarhoşluğundan insanlık yeterince çekti. Nüfus tabii bunun önemli bir parçası: En az üçer üçer çocuk yapıldığında onları aydınlatacağınız ışık da azalıyor.

Günümüz eşitlikçi olduğu iddia edilen akımlara bile baktığınızda, özünde tolerans ve hoşgörü yok. Yakından bakın, önce ötekileştiriyor sonra tolerans göstermelisin iddiasını popüler olduğu için aşılıyor. Burada dünya ana akım medyasının bizi sürüklediği yerleri de iyi okuyabilmek önemli. Bu medyanın büyüttüğü çocuklar, bir ayaklarını sabit basacakları öncelikli bilgileri de muğlak edindiklerinden; kavram kargaşalarında kaybolan, başkalarının hakkını sınırsız gasp etmeyi demokrasi ve özgürlük zanneden Post-Truth’un ölümlüleri oluyor.

-Katkılarınız için teşekkür eder saygılarımızı sunarız.

TEKRAR GÖRÜŞMEK ÜZERE

Ben teşekkür ederim, görüşmek üzere

One Reply to “MATRİXTEN KİM ÇIKMAK İSTİYOR Kİ”

  1. Erkan YAZARGAN says: Cevapla

    En çok sürdürmek istediğim diyaloglardan bir tanesiydi. Neden derseniz, buradaki iletişim daha önce hiç yaşamadığım düzenliliği yaşamıştı. Değerlendirilirse içinden yüzlerce sanat eseri çıkarabilecek güçte bir yazı. Kavramsalı anlayıp anlamlandırırken sorulan kulkanılan “ezik” kelimesi ıstılah ile karşılaştırıldığında günümüz ve geleceğin sanatı yerliyerine oturur, kalıcılık anlam bulur kanısı ve inancındayım. Magazine kurban olmaması dileğiyle…

Bir cevap yazın