Kuzguncuk’ta Sanat: Şengül Artwork

Suna Baykam: Ressam ve seramik sanatçısı olarak Şengül Artwork’ten bahseder misiniz? Nerede ve nasıl kurdunuz bu güzel atölyeyi?

Ali Şengül: Şengül Artwork’ten biraz bahsetmek gerekirse benim yaptığım eserler ekspresif bir yapıya sahip. Hem fikir olarak hem teknik olarak dışavurumculuk olarak düşündüğüm sanat tercihim var diyelim. Kendi Duygu, düşünce, arzu ve fikirleri nasıl en iyi şekilde nasıl eserlerime yansıtırım; gözlemciler ile nasıl daha iyi bağ kurarım kaygısı ile yapılmış eserler. Tabii hem teknik olarak zanaata önem veren bir sanatçı olarak zanaatta uzmanlaşmak hem de fikir olarak güçlü bir kompozisyonları yaratmayı görev edindiğim için bazen tasarlama aşaması fikirleri materialize etmekten daha uzun sürebilliyor. Eserlerimin mümkün olduğu kadar kendime ait özgün düşünceleri barındırmasına özen gösteriyorum çünkü her insan sonuçta kendine has kendine münhasır bir yapıya sahiptir. Bunu en iyi şekilde dışarıya yansıtma çabası içerisindeyim.

Atölyemi 2017’de aslen 3. Üniversitem olan Corcoran George Washington Üniversitesi Corcoran Müzesi güzel sanatlar müzesinden mezun olduktan sonra Türkiye ye döner dönmez Kuzguncukta kurdum. Burası kendimi bulabildiğim bir yer oldu. Ailem bu konuda çok yardımcı oldu. Sanat üretmediğim zaman depresif bir yapıya sahip olan bir kişiliğim olduğu için bir an evvel atölye açma ihtiyacı hissettim. Vereceğim mesaj veya iletişime göre kullandığım sanat malzemeleri çeşitlilik gösterse de daha çok seramik ve yağlıboya resim alanında çalışmalar yapıyorum. Benim için sanat zevk alınması gereken bir şey. O yüzden bazı midyumlarda proses aşaması zevkli oluyor, bazı midyumlarda bitim aşaması bana çok büyük zevk veriyor.

Suna Baykam: Hem sanatçı hem sanat öğretmeni olmak nasıl bir duygu?

Ali Şengül: Şimdi tabii sanatçı olmak ve aynı zamanda öğretmen olmak tabii çok hoş bir duygu. Bunu her insan yapamaz demeyelim de yapmak istemeyebilir diyelim. Çünkü bir sürü zamanını kendine ait düşüncelerini kendine saklamayı tercih edebilir ama ben paylaşmayı tercih eden bir insan oldum hep zaten öğretmenlik adına öğrettiğim şey de craft yani zanaat yani işin sanat kısmı aslında zanaatten sonra başlıyor. Sanat bir fikirdir aslen, bir düşüncedir. Bu yüzden paylaşmayı seven bir insan olduğum için bunu öğrencilerime de yansıtabilmek çok hoş bir duygu. Tabii bunun değeri anlaşılır ya da anlaşılmaz ayrı bir konu ama biz öğretmen olarak bizim görevimiz zanaatı en güzel şekilde öğretebilmek tabii sanat konusunda da yardım etmemi isteyen olursa onlara da sayısı az da olsa bu insanların yardımcı olmaya çalışıyorum. Lisede Amerika’da eğitim vermek şansı buldum. O sırada iki, üç tane öğrencime biraz tekniğe kadar gösterdim tabii bu sanatçının kendi tercihidir, hocalar bir şeyler gösterebilir ama asla bunu yapacaksın diye bir zorunluluk yoktur. Çok iyi bir backround aldım; birçoğunun da daha genç yaşta kendi atölyeleri açıldı, tabii ben de çok memnun kaldım. Gurur duydum tabii ki. Öğretmek çok güzel bir şey. Paylaşmayı seven bir insan olduğum için bunu da kendi öğrencilerimin başarısında gördüğüm zaman tabii çok mutlu oluyorum.

Yurtdışında eğitim almanın faydaları farklı şeyler görme avantajı olduğu için söyledim. Yalnız şunu belirtmek istiyorum ki artık farklı dallardan gelip benim gibi ekonomi okumuş Uluslararası okumuş, hukuk okumuş, zamanında avukatlık yapmış insanlar enteresan bir sanatçı olma adına daha dolu insanlar olduğu için dışarıya anlamlı eserler çıkarmak adına daha başarılı oluyorlar. Aslında sanatçının dolu olması illa sanat eğitimi almış olması gerekmiyor kendi hayatlarında yaşamış oldukları, aldığı eğitimler aslında dışavurumculuk anlamında daha verimli oluyor. Yani diğer genç sanatçılar ‘’ben ne yapacağım’’, ‘’Neyi ne yapayım derken’’ derken daha tecrübeli insanlar, hayat tecrübesi almış insanlar, farklı eğitim almış insanların ortaya koyduğu sanat daha güçlü olabiliyor. Çünkü bir sürü fikir, doluluk ve hissiyat daha fazla olduğu için o insanlarda daha fazla olduğu için birikim onların fikir olarak ortaya koyması daha güçlü olabiliyor. Bunun örneklerini de gördüm yurtdışındayken. Benim gibi farklı dallardan gelip birçok müzede ve farklı yerlerde kariyerini iyi bir şekilde götüren sanatçılarla tanışma fırsatı bulduk. Bu aslında tabii şöyle bir sorunun da cevabı; daha önceden ilk başta sanat okunması gerekli miydi sorusunun da cevabı veya niye geç sanatçı oldunuz diye sorulsaydı eğer bunun da bir cevabı olurdu. Pat diye sanatçı olunmuyor ya da güçlü bir sanat yapmak için insanın dolu olması gerekiyor. Bunun da daha önce almış olduğum farklı dallardaki eğitimimin ile daha zengin bir kompozisyon çıkarmak adına faydasını gördüm. Yani belki de direk sanat okuyarak sanat kariyerime başlasaydım bu kadar dolu fikirlerle kuşatılmış olmazdım. O yüzden onun da avantajı oldu. Derler ya her şey zamanında. Sanırım onun bir şansı bana denk geldi. Bundan da büyük haz duydum.

Suna Baykam: Eğitiminiz boyunca yurtdışında yaşadığınız ve kendinize kattığınız neler oldu? Yurtdışındaki eğitiminizde sizi etkileyen ve uzaklara çekecek kadar değişik neler vardı?

Ali Şengül: Aslında yurtdışında eğitim almam çok büyük tesadüf oldu. Benim başka bir dalda doktora projelerim varken tamamen onları bırakıp tesadüfen ABD ye bir arkadaşımı ziyarete gitmişken orada gezdiğimiz bir müze ve sanat okulunun dışarıdan insanlara da yağlıboya dersleri verdiğini öğrendim ve o kısa süreli öğrenime başladığımda oradaki bir hocanın eserlerimi beğenmesi sonucu Corcoran akademisine burslu katılma şansı yakaladım. Farklı bir yerde eğitim alabilmek bazı açılardan çok büyük şans oldu tabii; okullarda da hep galerileri gezdirirler, yeni yükselen sanatçıların eserlerini görme fırsatı yakaladım, New York’ta The Armory Show var, burada onun dengi olan sanırım beş, altı sene önce başladı Contemporary Art var. Dünyanın her yerinden gelen galeriler ve yeni eserler var çağdaş sanatı öğrenmek adına. Çok büyük bir ufuk açıyor. İzleyicilerden daha çok sanatçılar ve sanat öğrencileri adına fikir vermesi ve esinlenilmesi adına çok büyük ufuk açıyor. Buna şu yüzden değindim benim de yurtdışında okuduğum üniversite 250 senelik bir müzeydi. İçinde Van Gogh’un, Degas’nın, George Bellows’un, John Singer Sargent eserleri olan bir müzeydi ki benim resimlerimdeki teknik yapı biraz John Singer Sargent ın tekniğinden esinlenmiştir. Yani onun resimlerini görerek resim yapmaktan keyif aldım. Bizim okulda müze olduğu için tabii yüz sene önce ölmüş bir ressamın resimlerini canlı görme şansım oldu tabii çok büyük etkisi oldu. Esasen sanata verilen değerin yüksek temeli iyi ki mi diyelim maalesef mi diyelim bilmiyorum ama Amerika’da olduğu için çok özgürlükçü bir eğitim şekilleri var ve sanatçının da niye özgür olması gerektiğini bu eğitimi alırken anlıyorsunuz. Bu özgürlükçü anlayıştan zanaat tarafımdan çok sanat tarafım çok etkilendi. Sanat kısmı diyorum çünkü zanaat kısmım biraz daha minimalizme sadık kaldı. Farklılıklar ile tanışmak çok önemli Amerika’da bile farklılık arandığı için diğer yabancı kökenli öğrencilerin veya Amerikalıların yurtdışına gitmeleri ve diğer sanatçıları görmeleri çok tavsiye ediliyor. Bu da Türk olarak benim yurtdışına gitmiş olmam çok büyük bir avantaj sağladı. O yüzden çok mutlu olduğumu söyleyebilirim hatta özgürlük anlayışını okulda görmeseydim birinci sınıftan itibaren bırakabilirdim çünkü kendi yapım gereği özgürlüğü seven muhalif bir insan oldum hep çünkü düşünen bir insansanız bazen bir hocanın ağzından geçen bir kelime bazen sınıftaki yüzde doksan sekiz insan için bir anlam ifade etmeye bilir ama siz alabilirsiniz, sizin için bir anlam ifade edebilir sonuçta hocalarımızın bize söylediği gibi biz hoca değiliz biz rehberiz diyorlardı ve bu çok önemli bir kelimedir. Rehber olabilmek hoca olmaktan daha önemlidir çünkü zamanında söylenen bir söz vardır, ‘’ben insanlara balık vermem ama balık tutmayı öğretirim’’  yani insanlara düşünmeyi öğretebilmek çok önemli; görebilmeyi öğrenebilmek; ufak şeyler içerisinden değer bulabilmek. Tabii bunun sizin alabildiğiniz kadarını dışarı yansıtabiliyorsunuz. Kişiden kişiye çok farklılık gösterebiliyor.

Suna Baykam: Kullandığınız modern tekniklerden bahsedermisiniz?

Ali Şengül: Şimdi resimde kullandığım modern teknikten ziyade çağdaş diyelim çağdaş demek istiyorum çünkü çağdaş artık günümüzün sanatı bütün okulları, bütün akımları kapsayan bir anlayış yani bu kesinlikle yenilikçi değil, bu klasik, eski gibi kısıtlamaları içermeyen bir anlayış artık bu bütün dünyada kabul edilmiş bir sanat akımı ki çağdaş sanattan sonrada başka bir anlayış ve dilimize dolandığı için modern demek içimden geliyor ama modern değil çünkü modernizm 1970’lerin sonuna kadar sürmüş bir akım. Özgülük barındıran bir sistem. Özgürlükte daha evvel bahsettiğim için insanın kendine has kişiliğini ve farklılığını ortaya çıkaran bir akım. Ben de tabii esinlendiğim daha önce de söylediğim bazı eski sanatçılar oldu. Bu sanatçıların tekniği aslında zamanına göre ileri bir teknikti; ekspresyonizme dayanan, bazılarının abstract realism dediği; zamanında bile anlaşılmamış, daha sonra işte Monet ile empresyonizm akımına dahil olmuş ama Monet’den daha eski bile olan sanatçılar daha önceden bunu uygulamış insanlar. Özgür bir fırça darbesini içerisinde barındıran biraz çizim ve refleksif yeteneğe bağlı olan ve çok iyi bir boya anlayışına dayanan bir teknik açıkçası. Bu aslında tamamen sanatçıya özgürlük veren bir teknik çünkü her insanın çizim yeteneği ya da refleksif hareketi birbirinden farklıdır bu da resme özgünlük katıyor, çağdaş resim adına bu teknik resmi ölümsüzleştiriyor. Kendinize ait bir çizim neredeyse sizin bir imzanız gibi oluyor. Ülkemizde figüratif dediğimiz ABD de *representational* dedikleri bu tarz içine kendime has bir çizim özelliği ekledim ve bunu boyaya aktarmada bir sakınca görmedim ve bu yaptığım eserlerin bana has bir sanat olmasını sağladı. Tabii bu işin teknik tarafı bir de işin kompozisyon tarafı var ki fikirsel, duygusal ve anlamsal dışavurumunuzu yansıtıyor. Figüratif olmak hep hoşuma giden bir şeydi. Bazı sanatçılar izleyen insanlar arasındaki bağı biraz daha uzak tutmaya çalışırlar, biraz daha çabalama fırsatı verirler. Ben o yakınlığı izleyiciler arasında en çabuk zamana indirdiğim için figüratif resim seçtim. 

 

Kullandığım bir diğer malzeme seramik ve çamurda aynı şekilde manipülasyona çok yatkın bir madde olduğu için fikilerimi kolay materiyalize etmemi sağladı.Daha önce bahsettiğim üretim aşamasındaki zevk alma zorunluluğu tatminini işte bu çamur sağladı.  Öyle zamanlar oluyor ki zaman kafamdaki fikirlere vücut vermeye yetmiyor o yüzden şekillenmesi nispeten daha kolay midyumlar tercihim oldu ve bu yüzden zanaatta ustalaşma gereği duydum çünkü ne kadar ustalaşırsanız kafanızdaki projeye vücut vermek o kadar kısa sürüyor. Ben Başak burcuyum Başakların toprak ile özdeşleştiği söylenir. Çamura bir kere elim değdiğinde bunun doğru olduğunu anladım. Hatta bu toprak rengi resimlerimdeki palete bile yansır. Seramik aslında uçsuz bucaksız bir konu ve en azından teknik anlamda nerede durmanız gerektiğini bilmeniz önemli yoksa hiçbir şekilde tatmin olamazsınız. Ben küçüklükten beri ne aradığını bilen bir insan oldum. Bazı seramik sanatçıları deneme yanılma ile hiç ummadıkları ve çok memnun oldukları sonuçlar elde edebilirler. Okuldayken biz bunlara *Happy Accidents* yani mutlu kazalar derdik ve benimde zaman zaman bu kazalar sonucu hoşuma giden sonuçlar oldu ancak genelde bu araştırmalar yapılmadan önce zaten ne istediğimi ve ne aradığımı arayan bir sanatçı kişiliğim vardı yani bir obje oluşturmadan önce zaten o figür rengi ile ışığı ile kafama oluşuyordu ve halen öyle.   

Bir cevap yazın