JOSEPH BEUYS : KOLEKTİF İYİLİK

Bu yazıyı yazmaya başladığımda henüz ülkemizdeki orman yangınları başlamamıştı. Maalesef yazının yayınlanma sürecine geldiğimizde peş peşe gelen yangın haberleriyle üzüntü, öfke ve çaresizlik hisleri yaşıyoruz. Basiretsizlik ve kötülükle savaştığımız bu günlerde Beuys’dan bahsetmek daha anlamlı hale geldi zira sanatçının en büyük eseri yazının sonunda anlatacağım bir kolektif iyilik hareketi. Malzemesi ağaç fidanı, katılımcılarıysa tüm toplum olan bu sanat eylemi belki de zor zamanları atlatabilmek için bize yol gösterir.

Bazı sanatçıları anlamak zordur. Yaptıkları çalışmaları görsellere dayanarak anlamlandırmak, kafalarının içinden ne düşünceler geçtiğini tahmin etmeye çalışmak zahmetlidir. Joseph Beuys da zor. Yenilikçi, şok edici, rahatsızlık veren Beuys, bana göre düşünce sistemi en karmaşık modern dönem sanatçılarından biri. Barcelona’da yakın sanat tarihinin başta gelen oyun kurucularından Beuys’un, Avrupa’daki en kapsamlı retrospektif sergilerinden biri yapıldı. Bu önemli sanat olayına değinmeden geçmek istemedim zira Beuys’un bir sergiyle değil, izleyerek, okuyarak ve araştırarak tanınabileceğini düşünüyorum. Barcelona’daki La Virreina İmaj Merkezi’nde açılan, Joseph Beuys “Radikal pedagoji, doğrudan demokrasi ve sosyal plastik” sergisi de bize, Beuys’u doğru tanımamıza ve anlamamıza olanak verecek fotoğraflar, çizimler, belgeler, performans ve konferans videoları sunuyor, bir nevi kaynakça gösteriyor. Beuys’un kendi demesiyle en büyük eserinin öğretmenliği olduğunu düşünürsek, onun işlerine vakıf olmak için dilini ve felsefesini anlamamız gerektiğini görüyoruz. Türkiye’de de 2009 yılında Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde (SSM) açılan sergide, Joseph Beuys ve Öğrencileri başlığı altında Deutsche Bank Koleksiyonu’ndan Seçmeler sunulmuştu.

Beuys, hayatı boyunca, sanat ve yaşam arasındaki bariyerleri kaldırma çabasındadır. Beuys’un sanat anlayışı “Eylem” ’den (Aktion) geçer. Bir sanatçının gerçekleştirdiği eylem, ortaya koyulan eserden daha çok sanattır. Bu nedenle plastik üretimler ve performans medyumlarını kullanan sanatçı, kariyerinde ilerledikçe, öğretmenlik ve konferans alanında yoğunlaşır ve sonunda işi toplumsal eğlemler ve politikaya kadar vardırır. Beuys, resim, heykel, mimari gibi geleneksel sanatları reddetmez ancak bunları dönüştürüp geliştirerek yeni bir forma sokmak ister. “Sosyal heykel” (Sculpture sociale) adını verdiği bu yeni biçimde, üretilecek sanatın malzemesi tüm fiziksel materyaller olabileceği gibi düşünce ve dile kadar uzanır. Sonunda sanatçının ana malzemesi düşünce, kendini ifade etme araçlarıysa eylem ve dil olur. Sosyal heykeli gerçekleştirmenin amacıysa, kendisi sanat eserine dönüşecek daha iyi bir dünya yaratmaktır. Bunu ancak bütün insanlar birlikte gerçekleştirebilir. Beuys, sosyal heykeli oluşturmaya önce kendi hayatından başlar. Bu nedenle sanatçının yapıtlarını hayat öyküsüne paralel okumaya çalışacağım.

Alman sanatçı Joseph Beuys, 1921’de Krefeld’te katolik bir ailenin tek çocuğu olarak doğar. Sanat eğitimi alır ve kariyerinin başlarında kendini heykeltraş olarak tanımlar. Bir süre tıp eğitimi de aldıktan sonra askerlik yapmak için hava kuvvetlerine pilot olarak katılır. 1943 yılında Crimee üzerinde seyrederken uçağı düşürülen Beuys, bir göçebe Tatar kafilesi tarafından bulunur. Sanatçının sonradan anlattığına göre Tatarlar onu bal ile besler, soğuktan korusun ve iyileştirsin diye yağa bular ve keçeye sararlar. Yıllarca anlatıla anlatıla efsaneleşen bu hikaye, sanatçının tüm eserlerinde kullanılan malzemelerin semboliğine zemin oluşturur. Savaş sonrası kendini tamamen sanata adayan Beuys, kurtarılma hikayesini anlatarak kişisel bir mitoloji oluşturur ve çevresindekileri buna inandırır.

Öğrenci olarak girdiği Düsseldorf Akademisi’nden 1951 Yılında diplomasını alır. Daha bu yıllarda heykel ve suluboyaları sanat koleksiyonerleri tarafından toplanmaya başlamıştır bile. Yerleştirmelerinde “uçak kazası”na gönderme yapan ve o güne kadar sanat alanında yeri olmayan malzemeler kullanmaya başlar. Yağ, keçe, bal, balmumu, ölü hayvanlar, kan, kemik, tahta, toz, tırnak, kıl gibi organik, yaşama dair malzemelerle kendine ait bir sanat dili oluşturur. 1961 yılında Fluxus[1] akımını yaratan gruba dahil olur. Performans ve çevre yaratımı (environmental art) medyumları da sanatçının ifade yollarına eklenir. Aynı dönemde Düsseldorf Akademisi’nde heykel atölyesinde hocalık yapmaya başlar. Burada başlattığı “sosyal heykel” konsepti, daha adil ve ekolojik bir toplum isteğinden doğar. Öğrenciler malzemeyi şekillendirerek heykeller yapmak yerine toplumu şekillendirerek yaşamaya elverişli, daha iyi bir ortam yaratmanın yollarını ararlar. Beuys, dünyanın bir sanat eseri olduğuna ve toplumun iyileşmesine katkı sağlayan tüm bireylerin de bu eserin sanatçısı olduğuna inanır.


[1] Fluxus akımı 1960’larda ortaya çıkar. Hayatın akıcılığı, gündelik yaşamın sanat için önemi, izleyici ve sanatçı etkileşimleri gibi konuları ön plana koyan devrimci bir akımdır. Sanat Fluxus üyeleri için sanat Burjuvazinin düşük zevklerinden bağımsız ilerlemelidir. Klasik materyallerden, klasik yüzeylerden, klasik kurallar, biçim ve formlardan dışarı çıkılır. Sanat özgürce yapılır ve estetik kaygı taşımaz. Sanat hayatın kendisi haline gelir, doğal ortamlar, gündelik objeler ve hayata dair sorunlar ilham kaynağı haline gelir.

Beuys kariyerinin ilerleyen dönemlerinde politik hareketlere katılır, “Direk Demokrasi” adı altında kampanyalar yürütür, mitingler düzenler. 1967 yılında Alman Öğrenci Partisi’ni ve sonrasında Seçmeyenler Organizasyonu’nu kurar. Muhalif öğrencilere yardım etmekten dolayı atıldığı Düsseldorf Akademisi’ne birkaç yıl sonra yine hoca olarak döner. “Sosyal Heykel” konsepini geliştirceği Disiplinlerarası Araştırma ve Yaratım için Uluslararası Özgür Üniversite’yi kurar. Sanat hareketlerine katılır ve sergiler açar. 1978 yılında prestijli Berlin Kunst Akademisi üyeliğine kabul edilir ve 1986 yılında Zilhelm Lehmbruck de Duisburg ödününü alır. Aynı yıl Düsseldorf’ta, ardında 800’ü aşkın öğrenci, yeni bir sanat anlayışı ve yüzlerce saatlik konferans bırakarak hayattan ayrılır.

Barcelona’daki La Virreina İmaj Merkezi’ndeki Beuys sergisi üç ana temadan oluşuyor: Radikal pedagoji, Direk demokrasi ve Sosyal Plastik.

Radikal pedagoji bölümünde, Beuys’un anti-akademik öğretmenliği konu alınıyor. En  büyük eserim öğretmenliğimdir diyen Beuys, hayatı boyunca eğitmenlik yönünü hiç kaybetmez. “Devasa Heykeller” atölyesindeki hocalığı sırasında hem deneysel heykel hem de Fluxus çatısı altında Happening[1] işler üretir, ürettirir. Öğrencileriyle beraber hükümete karşı görüşün ağırlıkta olduğu radikal eylemlerden oluşan performanslar gerçekleştirirler. “Beuys metodları” kısa sürede ülke çapında konuşulmaya başlar. Hoca olarak birinci amacı, sonsuz özgürlük tanıdığı öğrencilerinin kişisel yaratıcılığına alan açmak ve sanatçı değil, toplumu dönüştürme becerisine sahip bireyler yetiştirmek olur. Beuys, İkinci Dünya Savaşı sonrası sanat ortamını şekillendirir. Gerçekleştirdiği atölyelere ilgi gösteren genç sanatçılar arasında, günümüzün en önemli sanatçılarından Anselm Kiefer, Sigmar Polke, Gerhard Richter gibi isimler yer alır.


[1] Happening: Türkçe’de oluşum sanatı olarak da geçen Happening, tiyatro ve performans sanatlarının bir karışımı gibi görünür. Happening sanatı Fluxus akımından ayıran en temel özellik Happeninglerin bir kerelik yapılması ve tekrarlanmamasıdır. Gerçekleştirilen etkinlik yalnızca o an, o yerde, o sanatçı ve o izleyicilerin etkileşimiyle gerçekleşir, bir defaya mahsustur. Sanatçılar dekorlu veya dekorsuz bir ortam oluşturur ve daha önce prova ettikleri bir akış içerisinde zaman zaman doğaçlama şeklinde sanat olayını gerçekleştirir. İzleyiciler de sanat işinin bir parçası haline gelir. 

Serginin Direk demokrasi bölümü, Beuys’un politik eylemleine ayrılmış. Yöneten güç karşıtı bireyler yetiştirme konusunda sanatçılara görev düştüğüne inanan Beuys, bu emelde, 1967’de Alman Öğrenci Partisi’ni kurar. 1971 yılında başlayan referandum bazlı Direk Demokrasi organizasyonu çalışmalarına katılır. 1977 yılında Uluslararası Özgür Üniversite’yi kurar ve 1979 yılında Alman Yeşil Partisi’nden Avrupa Parlementosu delege seçimleri için aday olur. Bana göre sergideki en çarpıcı işlerden biri bu bölümde yer alıyor. Beuys eyleminde, 1 Mayıs 1972 işçi gösterileri sonrası, kırmızı bir süpürge ile Berlin’deki Karl Marx Meydanı’nı temizliyor. Sanatçı, hükümet karşıtı gösterilerinden kalan çöpleri torbalara dolduruyor ve bunları müze ortamında sergiliyor. Kullandığı poşetlerin üzerinde partizan ve demokratik toplumların karşılaştırmalı şeması bulunuyor. Burada sanat, eylemcilerin bıraktığı izler; sanatçılar eylemciler, Beuys da bu izleri halkla paylaşma görevi üstlenen bir küratör rolü üstleniyor. Direk demokrasi platformu ve Özgür Üniversite projeleri, Almanya’da belli aralıklarla düzenlenen Documenta sergilerinde gerçekleştirilen projeler. Direk Demokraside projesinde Beuys, bireylerin politik partilerden kurtularak tamemen bireysel seçimlerle ülkeleri yönetebilmelerini amaçlıyor. Bu amaçla, sergi alanında, kırmızı bir gülle karşıladığı izleyicilerle, nasıl daha demokratik bir toplum yaratılabileceğini tartışıyor. Özgür Üniversite projesindeyse gençler 100 gün boyunca sergi alanına gelerek seminer, workshop ve söyleşilere katılıyorlar. Yeni öğrenme modelleri ile ilgili fikir yürütüyorlar zira Beuys’un işlerinde kelimeler ve konuşmalar çok önemli. Sanatçı konuşarak insanların bilincini yontuyor ve heykel sanatını düşünsel bazda icra ediyor.

Son bölümde yani Sosyal Sanat alanında, Beuys’un, sanat eserinin üretim ve sergilenme mekanlarını, aynı zamanda sanat eserinin işlevini sorguladığı eserlere yer verilmiş. Sanatçı, Duchamp’ın başlattığı ready-made kullanımının ötesine geçmeyi, elit teorisyenlerin koyduğu kuralların ve kalıpların dışına çıkmayı hedefliyor. 7000 robles (meşe), 1982 yılındaki 7. Documenta sergisi için Almanya’nın Kassel şehrinde gerçekleştirilen bir eylem. Beuys bu işiyle hızla sanayileşen kentin ekolojik sorunlara eğiliyor ve toplumu değiştirme hedefiyle, hem semboliği hem de fiziki etkisi güçlü bir eser yaratıyor. 7. Documenta sergisine gönderme yaparak 7’nin katı olan 7000 meşe fidanını şehrin farklı noktalarına dikerek şehrin yeniden ağaçlandırılmasını sağlıyor ve her fidanın yanına bir taş bırakarak taşlaşmaya gönderme yapıyor. Beuys, sanatın doğayı iyileştirmek için kullanılması gerektiğini düşünüyor ve şehrin çehresini değiştiriyor. Tüm halkın katılımı için çalışan Beuys, bu projeyle Sosyal Heykel’ini biraz daha şekillendiriyor.

            Yazının başında bahsettiğim gibi, güzel ülkemizin cayır cayır yandığına şahit olduğumuz bu kara günlerde sanat yoluyla kolektif iyilik yayma fikri daha da anlamlı geliyor.

Radikal pedagoji, doğrudan demokrasi ve sosyal plastik sergisi, yaşamla sanatın zaman zaman birbirine karıştığı, eserler bütününe ışık tutan belgeleri içeriyor. İngilizce olarak sergi içeriğine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz :

https://ajuntament.barcelona.cat/lavirreina/en/exhibitions/radical-teaching-direct-democracy-and-social-plastic/504

Bu eserle ilgili geniş anlatıma Türkçe olarak aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz :

Bir cevap yazın