İSTANBUL’UN NÜFUSU DÖRT AYDA NASIL YARIYA İNDİ?

Yücel Feyzioğlu*

İmparator Justinian M.S. 527 yılında tahta oturunca zeki, güzel ve girişken karısı Theodora da kolları sıvadı, heyecanla Konstantinopol’u (İstanbul)u yeniden kurmaya giriştiler.  Yollar, tapınaklar, saraylar, tiyatrolar kuruldu. Geniş bahçeler açtırıp, geniş yollara heykeller diktirdiler. Bugün bile dünyanın en büyük tapınaklarından biri olan Ayasofya’yı beş yıl gibi çok kısa sürede onlar yaptırdı. İmparator, 27 Aralık 537 günü tahta çıkışının onuncu yılında tapınağın açılışını büyük bir törenle kutladı.

Theodora hipodrom bekçisinin kızı ve tiyatro oyuncusuydu. Kayınvalidesinin bütün itirazlarına rağmen halktan biri olarak saraya girmeyi başarmış ilk gelindi.  Sadece güzel ve girişken değil, dönemin Antakyalı Yazarı Johannes Malalas’ın yazdığına göre aynı zamanda çok hırslıydı. Tahta çıkmadan bir yıl önce -28 Mayıs 526 günü- bütün imparatorluğu sarsan Antakya depreminde kocası ile birlikte giriştiği yeniden kurulma çalışmalarının daha büyüğü ile Konstantinopol’u (İstanbul)u taçlandırmak istiyordu. Kocasına büyük güç vermişti. İktidar ortağı olarak her şeye kâdirdi. Bizans’ta çalışan kadınlar lehine yasaları değiştirmiş, kadınların ve çalışanların durumunun düzelmesini sağlamıştı. Yerebatan sarnıcını eşiyle o yaptırdı, su kemerleriyle 20 km.den su getirdi. Bir söylenceye göre Medusa başı kayınvalidesini temsilen onun isteği ile sütunun altına tepesi üstü yerleştirildi ve saçları yılana dönüştü. Çünkü kayınvalide Theodora’nın Justinian  ile evliliğine asla izin vermemiş, evlendikten sonra da onu gelin olarak kabul edememişti. Ama Theodora istediğini yapabiliyordu artık. Herşey görkemli, parlak ve muhteşemdi. Bu iktidar gücü, bu zenginlik, bu görkem bile doğal felaketler karşısında güçsüz kaldı.

Nitekim 542 yılı baharında başlayan veba salgını dört ay boyunca kenti kasıp kavurdu. İnsanları yerden yere vurdu, dört ay içinde bütün hayat İstanbul’da durdu. Halkla yakın ilişkisi olan İmparator Justinian da bu hastalığa yakalanmaktan kendini kurtaramadı. Halk daha da paniğe kapılmasın diye imparatorun hastalığı gizli tutuldu. İktidarı bütünüyle Theodora eline aldı.

SÖZÜ, DÖNEMİN YAZARI PROKOP’A VERELİM

“Çok hızlı yayılan bu bulaşıcı hastalık bir yıl önce Mısır’ın liman kenti Pelisium’da ortaya çıkmıştı. Oradan İskenderiye’ye sıçradı, sonra Filistin’e, Filistin’den Suriye’ye geçti. İnanılmaz sayılarda kurban alarak İstanbul’a ulaştı. Öyle korkunç, öyle önü alınamaz bir felaketti ki; neredeyse insan soyunu yiyip bitirecekti.”

Bugün o veba salgını hakkında ne biliyorsak, hepsini Bizans Tarih Yazarı Prokop sayesinde biliyoruz. Filistin kökenli olan yazar, Bizans Akdeniz donanması komutanlarına danışmanlık yapıyordu. Veba salgını yaygınlaştığında daha İstanbul’a yeni yerleşmişti. Hemen kolları sıvadı, bir görgü tanığı olarak hastalığın seyrini doktor titizliği ile kaleme aldı ve halk üzerindeki etkilerini yazdı:

BÜYÜK ACILAR VEREREK HASTALIĞIN İLERLEMESİ

 “İlk belirti bütün hastalarda aynı oluyordu. Önce hafif bir ateşle başlıyor, bunu hisseden insan öldürücü olacağına asla inanmıyordu. Kısa süre sonra ateşi kapan kişinin kasıklarında ve koltuk altlarında şişlikler görülüyordu. Bazı vakalarda şişlikler kulak arkasında ya da bacaklarda da çıkıyordu. Bu döneme geldikten sonra hastalık çeşitli şekilde seyrediyordu. Kimi derin komaya giriyor, kimi ise hezeyan içinde sayıklamaya başlıyordu. Yakınlarının hiç birini artık tanımıyor, sanrılar görüyor, başkaları tarafından izlendiklerini, yok edileceklerini sanıyor, korku içinde bağırarak evden kaçıyorlardı. Bilincini yitirmeyenlere ise hastalık dayanılmaz acılar veriyordu. Bazı vakalarda şişkinlikler yarılıp içinden cerehat akıyor, sağlığına kavuşanlar olabiliyordu. Bazı vakalarda ise şişkinlikler iniyor, iç zehirlenmelere yol açıyordu. Hastalığı atlatanların bir kısmı peltek kaldı.”

ÖLÜLER SURLARA NASIL DOLDURULDU?

Yazar Prokop şöyle devam ediyor: “Hastalara gönüllü yardım edenler kısa sürede yorgun düştüler. Çünkü hastalar hezeyan içinde yataktan düşünce onları kaldırıp yeniden yatağa yerleştirmek kolay olmuyordu. Dışarı kaçıp gitmek isteyenleri kuvvet kullanarak zaptetmek durumunda kalıyorlardı. Onların bakımını yapmak, yemek yedirmek büyük sorundu. Hastalık kurban aldıkça ölüleri gömmek zorundaydılar. Öyle bir an geldi ki her yan ölülerle doldu. Kentin her yanında mezar kazılmaya başlandı. O da yetmedi, sağ kalanlar ölenlerin hızına yetişemez oldu. Hergün kentten on binin üstünde ölü çıkıyordu ve mezar kazmaya zaman yetmiyordu. Artık ölüleri sur kulelerinin içine doldurup kapıları ve bacaları örmek zorunda kaldılar.”

HALKIN SOĞUKKANLILIĞI

“…bütün bu karmaşa ve heyulanın içinde bile kent bir anarşiye düşmedi. İstanbullular inanılmaz yardımlaşmanın ve dayanışmanın örneğini gösterdiler. Yorulmaz biçimde gönüllü gruplar oluştu, çürümekte olan cesetler evlerden ve sokaklardan kaldırıldı. İmparatorluk ihtiyacı olanlara bu gruplarla yiyecek ve para dağıttı. İmparator Justinian’ın kendisi de hastalığa yakalanıp ölümün eşiğine geldiği bir sırada Theodora büyük önlemler alarak onun hayatını zor kurtardı. Ağustos sonunda salgın azalmaya başladı. İstanbul üç yüz bin insanını yitirmişti. Bu sayı kent nüfusunun yarısından fazlaydı. İnsanların bir kısmı da kaçıp köylere dağılmıştı…”

AYNI NOKTADAYIZ…

O zaman hastalığın veba olduğu bilinmiyordu, aşısı yoktu. 800 yıl sonra 14.yy’da Avrupa’ya yayılacaktı. Oradan İstanbul sokaklarına bir daha dalacak, on binlerce insanı alacaktı. Bu kez “kara ölüm” diyeceklerdi adına. O daha da ilginç bir konudur. Bilim insanları hep uğraşacak, vebanın aşısı ancak 19.yy’da bulunacak, insanlık geniş bir soluk alacaktı. BUGÜN AYNI NOKTADAYIZ. Koronavirüs ulaşım araçlarıyla daha hızlı, daha çok yaygınlaşıyor. Virüsün aşısı da henüz bulundu ama virüsün yayıldığı hızla üretilemiyor. Ölümcül bir pandemi. Amacımız panik yaratmak değil, önümüzdeki yıllar içinde bütün dünya nüfusuna virüsün bulaşacağını doktorlar söylüyor. Önlemlerin çok ciddiye alınması bütün insanlığın yararına olacaktır. Her şeyden önce de kendin için…

Kaynak: Kadastrophen, die die Welt erschütterten, Das Beste, 1991 Stutgart

*Yazar, Türk Masallarının Masalcı Dedesi.

Bir cevap yazın