Hubert Duprat / Doğadan Mücevhere

Paris Modern Sanat Müzesi’nde nevi şahsına münhasır bir sanatçının sergisine gittim. 1957 doğumlu Hubert Duprat, bir araştırmacıdan ziyade bir meraklı: Yıllardır kelebek familyasından güvegil bir böceği araştıran, dönüştüren ve sanat eserine çeviren bir sanatçı. İki bölüme ayrılmış retrospektif serginin yarısı, sanatçının güvelerle ilgili biriktirdiği dokümantasyon ve gerçekleştirdiği eserlere ayrılmış. Güvelerin (trichoptera) larva yapılarını ve üreme aktivitelerini inceleyen Duprat, 30 yılda, konuyla ilgili 1600 araştırma yayını, 300 gravür, altı film, kesilmiş dergi sayfaları, okul kitapları, balıkçılıkla ilgili yayınlar ve bilim adamları, şairler ve yazarların konuyla ilgili yazılarını biriktirmiş. Bu bölümde ayrıca Duprat’nın yarı değerli taşlar ve altın yapraklarla kozadan mücevher yarattığı eserleri görmek mümkün.

Hubert Duprat’nın larva projesi, izleyiciye sanat dünyasında kategorize edilemeyen meskenler/mücevherler sunuyor ve koza içinde değişime uğrayan kelebek türünün yaşam döngüsüne gönderme yapıyor. Projenin merak uyandıran yanı sanatçının eserlerini, böceklerin eliyle gerçekleştirmesi. Bunun için bilim insanlarıyla çalışmalar yapan Duprat, dört derece sıcaklıkta tuttuğu akvaryumda güve larvaları yetiştiriyor. Larvaların doğal ortamda koza yaratmak için kullandığı organik malzemenin (yaprak, kum tanesi, kabuklu böceklerin kırık kabukları, vs.) yerine altın pullar ve turkuaz, inci gibi yarı değerli taşlar yerleştiriyor. Günlük hayatına içgüdüsel olarak devam eden güve larvaları, kozalarını, bu değerli malzemeleri kendi salgılarıyla birleştirerek oluşturuyor. Döngü gereği kozaya giriyorlar ve mücevher/kozaların içinde dönüşümlerini tamamlayıp kanatlı böcekler olarak dışarı çıkıyorlar. Kısacası güveler, malzemenin değişimine kayıtsız, rutinlerini sürdürüyorlar. Burada sanatçının müdahalesi ortam ve malzeme temininden ileri geçmiyor ama böceğin kendisine yaptırılan objenin bir esere dönüştüğü gerçek. Zaman içinde eserlerini imzalama ihtiyacı duyan Duprat, yetenekli bir zanaatkara üzerlerinde isim damgalı altın payetler döktürüyor ve mücevher/kozalar böcekler tarafından imzalı şekilde üretilmiş oluyor. Ortaya çıkan objeyi üç boyutlu olduğu için heykel, larvanın dönüşüm geçirdiği mesken olduğu için de yaşam alanı olarak tanımlayabiliriz. Konusu metamorfoz, problematiğiyse doğayla ortaklık olan eserler bize insan, sanat ve zanaat üçgeninde sorular sorduruyor. Duprat sanatçının konumunu sorguluyor. Malzemeyi sanatçı temin ettiğine ve eseri böcek oluşturduğuna göre eser sahibi sanatçı mıdır böcek midir? Ortaya çıkan eser organik midir yoksa yapılmış bir obje veya heykel midir? Ortak iş üretme bağlamında insan, sanat ve doğa ilişkisi nasıl şekillenir? İçgüdüsel yaşam ve kültür nasıl iç içe geçer? Duprat’nın güve larvaları projesiyle ilgili geniş bilgi ve görsellere The Caddisfly’s Mirror internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

Doğadan yardım alarak organik eser üreten ve organik yaşam alanları üzerine çalışan başka sanatçılar da yok değil. Örneğin üç yıl önce Paris’te Palais de Tokyo’da On Air sergisini gezdiğim Arjantinli sanatçı Tomas Saraceno, dev akvaryumlara ipek iplikten birkaç bağlantılı şerit yerleştirmişti. Sanatçı, bu akvaryumları açık olarak müzenin bodrum katına bırakıyor ve geri kalan işi örümcekler tamamlıyordu. İzleyici eser olarak örümceklerin oluşturduğu organik, şiirsel ve sade ağları izliyordu. Bir başka sanatçı Michel Blazy, organik yiyeceklerle çalışıyor ve doğal çürüme sonucu oluşan küf ve mantarlarla çalışıyor. Domates suyu sürdüğü duvarlardaki küflenme dolayısıyla oluşan renklerden duvar resimleri yapan sanatçı, portakal suyu barında servis ettiği portakalların kabuklarını üst üste koyarak geçici heykeller gerçekleştirdi. Eserde portakal kabuklarının beklemesi sonucu oluşan renk değişiklikleri ve maddesel dönüşümler izlendiği gibi, sergi süresi boyunca meyve sinekleri, örümcekler ve bakteriler de eserlerin parçası haline gelmişti.

Biz Duprat’nın işlerine dönelim. Doğal yaşamla ortaklaşa iş üreten bir sanatçı olan Hubert Duprat tabii ki asistanlarla, zanaatkarlarla, inşaat ustalarıyla ve bilim adamlarıyla ortak iş yapıyor. Sanatçı böceklerle çok küçük boyutlu işler yaparken insan yardımıyla dev boyutlu işlere imza atıyor. Duprat, kimi projelerini ürettirmek için malzemeyi ve protokolü belirledikten sonra eserlerini işin ehli ustalara veya asistanlara emanet ediyor. Kendisi karar verici olarak fikir ve malzemeyi temin ettikten sonra geriye çekiliyor ve eserlerinin ortaya çıkışını izliyor. Serginin devamında bu bağlamda hazırlanmış çalışmalar görüyoruz.

Duprat’nın eserlerinin ilk kez MAM tarafından bir araya getirilmesiyle gerçekleşen retrospektif sergisini müzeye yerleştirmek ve gerçekleştirmek için büyük bir şantiye kurulmuş zira bazı eserler yukarıda bahsettiğim gibi müzenin sergileme alanında asistanlar tarafından gerçekleştirilmiş. Sanatçının üretim sürecinde atölye çok önemli çünkü üretim alanı olan şantiye atölyede başlıyor, operasyonlar bütünü sayesinde eserler burada vücut buluyor ve sergileniyor. Sergi kurulurken modern sanatlar müzesi de bir nevi atölyeye dönüşüyor. Sergileneceği mekân içinde ve buranın koşullarına göre üretilen işleri in situ olarak nitelendirebiliriz.

            Hubert Duprat’nın, temel malzemeleri olan organik ve endüstriyel materyelleri, tekrar, sebat, inat ve ısrarla yoğurmak, hele de büyük boyutlu çalışmalar söz konusu olduğu için uzun zaman almış. Örneğin delikli duvar eserini oluşturmak için ateş etme ehliyeti bulunan bir kişi günlerce müze duvarına tüfekle ateş etmiş. Uzaktan bakıldığında önce boş bir duvar görülüyor yaklaştığınızda ise kurşun deliklerinin duvar yüzeyinde bir desen oluşturduğunu fark ediyorsunuz. Kimi zaman içinde kurşun parçaları kalmış yüzlerce oyuk yer yer yoğunlaşıp seyreliyor. Ateş eden kişi aynı bile olsa bu eser her gerçekleştiğinde ortaya farklı bir sonuç çıkacağından Duprat’nın tesadüf kavramını da eserlerinde bir katkı olarak kullandığını anlayabiliyoruz.

Sanatçının eksantrikler olarak adlandırdığı röliyef desenleri oluşturmak için öncelikle asistanlar vardiya usulü çalışarak duvara yüzlerce çivi çakıyor. Bu esnada kulak zarlarının zarar görmemesi için kulaklık kullanımı zorunlu. Desen çivileri yerini aldıktan sonra ortadaki çividen kenardaki çivilere gergin ipler çekilerek geometrik desenler oluşturuluyor. Üç boyutlu desenler duvardan belli bir mesafede durduğu için ışık ve gölge oyunlarıyla ayrı bir boyut kazanıyor. Uzaktan bakıldığındaysa bir yarasa sürüsü uçuyormuş izlenimi yaratıyor.

Sergi alanında ilerlediğimizde karşımıza devasa beyaz yamuk yumuk bir kütle çıkıyor. Yaklaşınca izleyicide dokunma isteği yaratan dev oyun hamuru bloğunu oluşturmak için asistanlar tarafından yüzlerce küçük beyaz hamur kütlesi önce çekiçle vurula vurula üst üste ekleniyor ve bu yolla havası alınarak birbirlerine yediriliyor. Tonlarca ağırlıkta büyük bir hamur bloğu oluşturulmasının ardından dev yüzey elle şekillendiriliyor. Duprat’nın yolu sanatçı-asistan ortaklığından geçiyor.

1900’lerin başından beri sanat dünyasında popüler, çok sipariş alan ve uluslararası sergilere katılan neredeyse tüm sanatçılar işlerini hafifletmek ve zamanında teslim etmek için aynı kendi gibi çalışan hatta genellikle kendi atölyesinde yetişmiş asistanlardan destek alır. Duprat bu ortaklığı bir adım ileri taşıyor ve asistanlarını, yapılacak işe göre meslek gruplarından seçiyor. Asistanlarından kendi stilini taklit etmelerini değil, verdiği malzemelerle profesyonelce iş çıkarmalarını bekliyor. Hubert Duprat adeta bir tedarikçi asistanlarsa usta rolüne bürünüyor. Duprat’nın sanatçı-asistan oyununa birçok çalışmada rastlıyoruz.

Ayrıca sergide öne çıkan işler arasında üzerine binlerce sarı döşeme raptiyesi çakılmış ağaç kütükleri ve kemik plakalarla kaplanmış tahtadan organik formlar var. Aynı motifi sonsuz kere tekrarladığımızda ortaya bir desen çıkması gibi, Duprat’nın çaktığı (çaktırdığı) döşeme raptiyeleriyle ortaya yeni bir doku çıkıyor. Ölü doğa yeni bir boyut, derinlik ve yeni bir hayat kazanıyor. Tarih öncesine, antik çağa ve sanat tarihine ilgi duyan sanatçının, dini mekanlar ve saraylardaki süslemelerden, döşeme ve kuyumculuk tekniklerinden ilham alan çalışmaları, doğa ve kültürün süregelen uyumunu yansıtıyor. Duprat sergisinin şantiye çalışmalarını görmek için aşağıdaki bağlantıda yer alan videoyu izleyebilirsiniz:

Hubert Duprat’nın eserleri bana göre organik ve endüstriyel malzemelerin, aletlerin yardımı ve insan sabrıyla sınanma hikayesi. Kendisi de şöyle diyor : «Herşeyden çok bilgi, malzeme arayışı ve doğru alet ilişkisini seviyorum. (J’aime plus que tout le rapport à la connaissance, la quête de la matière, de l’outil juste.) Sergilerim malzeme oluşum ansiklopedisi gibi elementlerin periyodik tablosuna benziyor. (Mes expositions ressemblent à une table périodique des éléments, comme une encyclopédie visuelle des constituants de la matière.» Sanatçı organik kategoride mineral, hayvansal ve bitkisel malzemelerin yanında hazır olarak aldığı polistiren, oyun hamuru, beton gibi endüstriyel ürünleri de kullanıyor. Sanatçının işleri farklı teknikler, operasyonlar ve hareketler bütünü.

Hubert Duprat retrospektif sergisi, genelinde bir bütünlük oluşturamıyor olsa da aslında arka planda ortak bir konuya dikkat çekiyor. İzleyiciye, fikir ve yapma arasındaki ilişkiden önemli olanın fikir olduğunu ama fikir ne kadar basit olursa olsun inatla tekrarlanan bir operasyonun sonunda ortaya çıkacak görselin enteresan olacağını anlatmak istiyor.

Bir cevap yazın