Erhan Lanpir… Çizginin Ustası…

Suna Baykam: Sosyete Art’a hoş geldiniz. Eskişehir kültür olarak sizi dünyaya nasıl hazırlıyor? Neler tavsiye edersiniz? Sanatın mekânı evrenseldir. Sınır ötesi düşünmek nasıl bir duygu?

Erhan Lanpir: Ben antik çağlardan bu yana kent kavramının insanlığın macerası açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Felsefeciler, bilim adamları, sanatçılar, komutanlar ve diğerleri hep kentleriyle var olmuş, sonrasında kentleriyle anılmıştır. Polonya’da iki yıl üst üste ziyaret ettiğim Torun kenti Kopernik’i sahiplenmiş bir kenttir örneğin. Bu yüzden kentli kentin dokusunu, kent de kentlinin dokusunu oluşturur. Eskişehir de son yıllardaki becerikli yerel yöneticileri sayesinde zamanla benim “kampüs kent” dediğim bir yapıya büründü. Burası sanat eğitimimin tamamını aldığım, hala Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Ana Sanat Dalında yüksek lisans öğrencisi olarak almaya da devam ettiğim kent. Devrim otomobili ile atölyemin arasında yüz metre var. Bunları düşününce Eskişehir’in sanatçıya ya da herhangi bir hayalpereste kendini sınırın ötesinde düşünecek güdülenmeyi sağlayabileceğini düşünüyorum. Bence bu kentte Orta Anadolu’da olmasına rağmen birçok açıdan sınırlarda dolaşan bir kent.

Suna Baykam: Peki Anadolu sanatçıları arasındaki bağı nasıl tanımlarsınız? Sanat için kesinlikle özgürce fikir alışverişinde bulunuyorsunuzdur. Dostluktan öte bu yakınlığın yansıması nasıl oluşuyor? Dünyayı şaşırtacak fikirler ve eserlerin kaynağı nereden akıyor?

Erhan Lanpir: Biz Anadolu’da, projelerimizi genel olarak ülkenin büyük kentlerinde ve yurtdışında gerçekleştiriyor olsak da, üretmek, paylaşmak adına bir çeşit sanatçı birlikteliğini deneyimliyoruz zaten; bu deneyin ya da deneyimin adı AlarmArt. İstanbul, İzmir, Bodrum, Adana ve Eskişehir’de sanatçıları yaşayan, beş yılını doldurmuş, yurtiçi ve yurtdışı sanat projeleri organize eden, fuarlara katılan bir topluluk AlarmArt. Bu yapının karargâhı Eskişehir’dir. Bizler hem kendi sanat macerası, gündemi ve takvimi olan ama aynı zamanda ortaklaşa etkinlikler gerçekleştiren, birbirine gerek zaman zaman manevi, zaman zaman entelektüel destek veren yol arkadaşlarıyız. Bir yola çıkmak, bir şeylere, özellikle çağdaş, yaratıcı, özgün bir şeylere başlamak için Anadolu tarihin her noktasında eşsiz bir yer oldu, bugün de böyle, gelecekte de böyle olacak.

Suna Baykam: Yola çıkmak dediniz. Size göre yollar kesişir mi? Kavga ve kıskançlık olmadan sadece sanat olacak bir dünya için ne bekliyoruz? Gerçeklik mi idare edecek dünyayı ilham ve hayaller mi? Erhan Lanpir’e göre sanat tarihi ütopyası gerçek olacak mı? Elimizdeki gücü birleştirirsek Sosyete Art’ın geleceğinde neler olur bu vizyona göre?

Erhan Lanpir: Ütopya(lar) değil distopya(lar) var olacak. Yollar kesişecek ve her kesişim kavgalara, kıskançlıklara neden olacak. Gerçeklik esine, hayale galebe çalacak. Biz rekabetçi bir evrimle ortaya çıkmış, akılcı olmayan canlılarız. ANCAK bunlar insanlığın bu güne kadar elde ettiği kazanımlara da engel olamadı. İnsan emeği ve dayanışması “insanlık” idealini canlı tuttu. Esin ve gerçeklik ile aynı anda, aynı boyutta, aynı kürede, aynı zaman diliminde yaşıyoruz. Sanatı merkezie alan tüm örgütlenmeler ister Sosyete Art olsun, ister AlarmArt olsun silah yapan insanı tanirsa sanat yapan insanın inşasına katkı sağlayabilir.

Suna Baykam: Resimlerinizde bir bütünlüğü temsil edercesine fırçanız aynı figürlerle tekrar ve tekrar tualde çalışıyor. Tarzınızın geçmiş ve gelecek sanat tarihinde anlamı nedir? Sizi siz yapan o son fırça darbesinde neler düşünüyorsunuz?

Erhan Lanpir: İnsanlığın tüm resim eylemini kapsamadığını düşünmekle beraber İngres’in “Desen resmin namusudur” sözünü kendime yakın bulurum. Sorunludur, ama cümlenin gücü de burada belki. Benim resmim de desenden, çizgiden, çizgi ile düşünmenin akıcılığından, çizgi ile çizgileri kesiştirmenin tutukluğundan, çizgilerin bağı ya da bağsızlığımdan, uçuculuğundan ya da sınırlayıcılığından köpürerek gelir. Fırça benim için asla leke için değil, aslında çizgi için araç oldu. Renkler benim için yalnızca ve yalınca plastik planları birbirinden ayırmak için primitif bir araç oldu. Benim bağımlılığım, kara sevdam çizgidir. Çizerken elimle sayıklarım.  Bu da geçmişe ve geleceğe bağlanmak, ustaya selam durmak için bana yeter.

Suna Baykam: Sanatçıların hayatına destek olmak ve onları anlayarak eserlerini keyifle takip etmek benim için bir tutku. Asla ölmeyecek ilham ve bu hallerden türeyen fikirler nesillere yansıyacak. Geçmişe bakarak yaşanmıyor. Bugün sizinle resim hakkında konuşmak yarın belki online serginize binlerce sanatsever toplayacak. Sanatçı olma tercihiniz hayata bağlı mıydı yoksa dâhiyane bir fikirden mi türedi? Toplumu nasıl görüyordunuz, neler değişti siz sanata başlayınca?

Erhan Lanpir: Sanat eğitimi almaya karar verdiğimde dünyaya karşı açlık, topluma da hınç duyuyordum. İkisi de aynı biçimde sürüyor diyebilirim. Deha sahipleri bana toplumda bir anomali gibi gözüktü, insanlığa armağan ettikleri şeylere rağmen onlara ısınamadım. Hem kötülerin safında da çok dahi vardı gördüğüm kadarıyla. Dahi olsaydım ya da dâhice fikirlerin olsaydı bunu toplumdan ölesiye gizlerdim o çağlarda diye düşünüyorum; kırıcı, utandırıcı bir doğum lekesini gizler gibi… Sanatçı sözcüğünü en azından kendimiz için kullanmaktan kaçınmak şeklinde, ama yerli ama yersiz bir dil alışkanlığından, bir aile kültüründen geliyorum. Bu yüzden ben buna ressam olmak şeklinde devam edeyim; ressam olmak ile ilgili değil ama bir oyuncu, bir hayalperest olmakla ilgili bir tercih yaptım bence. Oyun oynamayı, olay ve olgular arasındaki gizil bağları görüp göstermeyi sevip seçtim. Yoksa ormanda odun kesmeyi seçseydim de herhangi bir oduncu, borsada spekülasyon yapmayı seçseydim herhangi bir spekülatör olmayı başaramazdım. Benim tercihim hangi işi yaparsam yapayım hep oyun oynamaktan yana oldu.

Suna Baykam: Gelecek zamanlarda tekrar görüşmek üzere. Devamında da çizgiye merakınızdan ve sanat eserlerinizin dilinden bahsederiz. Teşekkürler…

Erhan Lanpir: Ben teşekkür ederim, sevgiler.

Suna Baykam: Sevgilerimle…

Bir cevap yazın