Aptullica ile Sosyete Art Sohbeti

Suna Baykam: Merhaba Sosyete Art’a hoş geldiniz öncelikle. Grup Perişan tiplemeleri aklınızda öğrencilik yıllarınızda mı oluştu yoksa profesyonel olarak dergi zamanınızda mı oluşmuştu?

Abdülkadir Elçioğlu: Ben üniversitenin ikinci yılından sonra karikatüre yarı profesyonel olarak başladım diyebilirim. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi diye girdiğim okul bitirdiğimde Mimar Sinan Üniversitesi olmuştu. Akademi Resim bölümü normal süresinde bitirilmez, uzatılır, ben de bu kurala uyarak 6 yılda bitirdim. İşte orada okurken Gırgır dergisinde 1986 gibi çalışmaya başladım. 1987 yılında da Grup Perişan başladı. Yani Üniversite bittiğinde ben üç üniversiteli genci çiziyordum.

Suna Baykam: 1990’lı yıllar ile 2010‘lu yıllar arasındaki Rock Müzik kültürü arasında farklar görüyor musunuz?

Abdülkadir Elçioğlu: Bu yıllara 80’li yılların sonu ile 90’ların başı dilimini de eklersek iyi olur. Bu bilinmeyen zaman diliminde beni daha mutlu eden bir ortam vardı. 1994’ten sonra teknik olanaklar, rock barlar arttı ve modası da arttı. Bu soruya ben subjektif yaklaşabilirim ve nesnel bir sonuç çıkmaz. Eski tarihlerde rock müzik ile ilgilenen gerçekten severdi ve az sayıdaydı. Şimdi komik gelebilir ama o naiflikte herkes bu tarzı dünyada yapmak isterdi. 1990’ların ikinci yarısından itibaren iç piyasa canlandı ve yabancı grupların konserleri olmaya başladı. Bir ara yabancı grup dinlemeyen sadece Türk grupları dinleyen dinleyici bile oldu. Şimdi tekrar soruya gelirsek, 1990’lı yıllar ile 2010’lu yılları mukayese etmek istemem. Bugün bu müziği yapan ve dinleyen yeni bir jenerasyon var. Eskiden gelenler de (hatta bir çoğu 60 yaşına geldi) devam ediyor ve dinliyor. Bence bu eskiden hayal edebileceğimiz bir şey değildi. Jethro Tull grubu “Too Old to Rock ‘n’ Roll: Too Young to Die!” parçasını yaptığı zaman 40 yaşındaki bir rock stardan bahsediyordu. Yani 40 yaşına gelen bir rock yıldızı ; Ölmek için genç ama rock’n roll için yaşlıydı, o zamanlar. 1970’lerde Jethro Tull’ın beyni Ian Anderson böyle diyordu ama kendisi de şimdi 70 yaşının üstünde ama hala müzik yapıyor. Rock’da yaş çıtası 80’lere ve ötesine bile çıkıyor gibi. Bütün bunlara karşın yepyeni genç gruplar da var. Yani eskisine nazaran yaş sınırı yok. Artan internet olanaklarıyla dünyadaki müzisyenlerle de buluşabiliyorlar ve oradaki insanlara da müziklerini taşıyabiliyorlar.

Suna Baykam: Karikatür olarak harika işler çıkarıyorsunuz. Karikatürünü yaptığınız bir Evrensel Rock Star’a diyelim hediye ettiğiniz oldu mu? Olduysa da isimlerini buradan bize açıklayabilir misiniz?

Abdülkadir Elçioğlu: Ben bugüne kadar konsere gelen gruplardan bir pena bile almadım. Fotoğraf çektirmeye de çalışmadım. Ian Gillan’ın Deep Purple’dan ayrı olduğu yıllarda Gillan solo grubuyla İstanbul Spor ve Sergi Sarayı’na gelip konser vermişti. O konserin öncesinde onları havaalanında karşılamaya gitmiştik. İşte orada Ian Gıllan ile karşılaştığımızda dergi okurlarından biri dergide yaptığım çizimi Gillan’a göstermişti. Gillan da “O! Fantastic” demişti. Çizimi gösteren arkadaşta beni göstererek, “Çizimi yapan bu, Fantastika değil Aptulika” demişti. Artık Ian Gillan ne anladıysa, çünkü arkadaş bunu Türkçe demişti.

Çizimlerimi hediye ettiğim iki isim olmuştu… Ian Anderson ve Ronnie James Dio.

Bu arada müzikle alakalı değil ama İsviçre Zürih’te bulunan James Joyce Vakfı’nda bir James Joyce çizimim var.

 Suna Baykam: Bu Pandemi günlerini nasıl geçiriyorsunuz? Yaratıcılık olarak size bir etkisi oldu mu?

Abdülkadir Elçioğlu: Pandemi döneminin başladığı ilk aylar benim açımdan çok verimli oldu. Bol bol yazdım ve çizdim. Hatta bir ara internetten canlı yayınlar bile yaptım. Ancak yaz ayları gelince çizmeye ara verdim. Bu yıl açıkçası iki sergi planım vardı. Öncelikle 2020’nin baharında Ankara’da “Zappa’dan Cem Karaca’ya” sergimi yapacaktım. Ertelene ertelene bir hal oldu. Şimdilik onu da 2021 baharına erteledik. Bu yıl kitap hazırlayacaktım, o da ertelendi.

Suna Baykam: Şu anda aktif olarak yaptığınız çalışmaları bize burada açıklayabilir misiniz?

Abdülkadir Elçioğlu: Ben dergilerde yazan ve çizen biriyim ama bu son yıllarda olamadığı için sergilere ağırlık vermeye çalışıyorum. Yanı sıra çizgi romanlar hazırlıyorum. Benim çizgici yanım müzikle beraber sürdüğü için yazmak da var işin içinde.

Son yıllarda “Görme Biçimleri” adında bir etkinlik de yapıyorum. Daha doğrusu pandemi öncesi yapıyordum. John Berger’in aynı isimde kitabını bilirsiniz. Orada sanat yapıtını alıp, bizzat onun üzerinden izini sürmesi çok hoşuma gitmişti. Ben de bunu sadece sanat yapıtı, değil bir haber fotoğrafı, bir afiş ya da karikatür üzerine söyleşmeyi amaçlayan bir etkinliği bir yıl boyunca yaptım. Pandemi olmasaydı üçüncü yıla girecektik. Bu arada geçen bahar bu etkinliği üniversitelere de taşıyacaktık. Kimileri buna resim okuma ismini de veriyorlar ama benim yaptıklarıma “Görme Biçimleri” demek daha uygun zira birinci yılın sonuna doğru katılımcılar da kendi görüş açılarından sunum yapmaya başlamışlardı. Bu etkinliklerde Görme Biçimleri bazı zamanlar da Duyma Biçimleri de oluyordu. Ha bu arada zaman zaman konuklarımız da oluyordu.

Görme Biçimleri projesini bu yıl bir karikatür atölyesine de döndürecektim ama pandemi sebebiyle yüz yüze bir araya gelinemediği için ileriye bıraktık.

Suna Baykam: Müziklerini dinlediğiniz anda sizi en çok heyecanlandıran müzik grupları kimlerdir?

Abdülkadir Elçioğlu: Müziklerini dinlediğimde beni heyecanlandıran gruplar 1970’li yıllardaki gruplardır. Blues temeli üzerine hard rock’tan progresife kadar bir sürü güzellik. Açıkcası ben hep eskilerin övülmesinden de mutlu değilim. Yeni ne yapılıyor diye de merak ediyorum. Çünkü her yeni gelen benim için keşiftir. Şu anda yılın sonuna doğru Türkiye’den çıkan caz albümleri beni çok mutlu etti. Göksenin “Woman Blues”, Sevinç Yurdem “Selection” ve Baki Duyarlar’ın “Jazz Ark” albümlerini tavsiye ederim.

Suna Baykam: Sanat dalları arasında beğendiğiniz diğer eserler nelerdir?

Abdülkadir Elçioğlu: Resim ve heykel. Zaten lise yıllarımdan tutkumdu ve resim okumaya karar vermiştim ama zaman içinde karikatür hayatım oldu. Ama her daim her şeye resim gibi bakmış olduğumu fark ettim. Yurtdışına çıktığımda da müzeleri gezdikten sonra bu sevginin hala sürdüğünü fark ettim. Yani o ilk aşk ve bilgi yok olmuyormuş. Şimdilerde resim ve heykel konusunda hem görme biçimleri için hem de yapıtlar üzerine analizler yaparak yazarak bu merakımı sürdürüyorum. Bu konuda akademik olarak da çalışmaya niyetliğim. Özellikle sanat tarihi yüksek lisans programları da çok hoşuma gitti. Yani böyle bir planım da var.

Tiyatro da beni lise yıllarımda besleyen alanlardandı. Ama ne acıdır ki onlarca yıldır tiyatro takip etmediğim için kendime çok kızıyorum. Sinema bana izleyeceğim kadrajı sunuyor ama tiyatro da kadrajı ben belirliyorum. Yani her gittiğim temsil aynı olsa da hepsinde aynı izlenime şahit olmam ve hepsi yenidir. Tekrarı da olmaz, izlediğiniz bir saatle sınırlıdır. Bu arada ben izleyici olsam da oyunun içindeyimdir. Büyülü bir dünya yani. O dekorlar, ışıkları da unutmamak lazım.

Şiir de benim için önemlidir. Ama son yıllarda şiirin yaşamımızdan çıkması üzüntü verici.

Suna Baykam: Sosyete Art adına sizi konuk aldığımıza çok mutlu olduk klişe olacak ama 😊 2021 de beklediğiniz hisleri bize son olarak bizlere açıklayabilir misiniz? 🙂

Abdülkadir Elçioğlu: Öncelikle dilimiz fena halde sakız olmuş bir laftan bahsetmek isterim:

“Şu 2020 ne kötü bir yıldı. Bitse de kurtulsak.”

Ben böyle akla ziyan bir laf görmedim. Diyelim 2021’e girdik her şey güzel mi olacak. 2020’nin kötü bir yıl olduğunu düşünmüyorum. Kötü olan rakamlardan oluşan yıl değil, ona bizim yaptıklarımız. Dünyayı yaşanabilir hale getirmenin önemini anlamalıyız. Aklıma hep “Hugo” isimli film gelir.  Siyah beyaz sinema yıllarından bir sinemacı Birinci Dünya Savaşı döneminde sinema yapamaz ve unutulur gider. O da küser, köşesine çekilir. İşte böylesi zamanlarda (yaşadığımız pandemi de olduğu gibi) sanat ve sanatçı en büyük darbeyi yer. İşte biz şimdi onu fark ettik. Müzisyenler konser veremedi. Tiyatrolar perdelerini açamadı vd. 2021’de bu uzak kaldıklarımızın değerini anlayalım ve büyük bir buluşmayı sağlayalım.

Benim planlarıma gelince pandemi nedeniyle ertelenen sergilerimi tamamlayacağım. Görme Biçimleri için bu arada bir hayli depolandım ve devam edeceğim. Çizim atölyesini hayata geçireceğim.

Bir cevap yazın