AMERİKAN EDEBİYATINI KONUŞTURAN BİR POE HAYRANI: BERNA KABACAOĞLU

Suna Baykam: Sosyete Art’a hoş geldiniz. Berna Hanım, çevirmenlik zor bir iş. Yapamayanlar yapanlardan daha iyi anlar sanırım. Severek yapılan ve gönül verilen bir uğraş. Aldığınız keyfi bizlerle paylaşırsanız zor gözüken işlerin nasıl üstesinden gelinebileceğini ve edebiyatın faydalarını herkes bir kez daha hatırlamış olacak…

Berna Kabacaoğlu: Merhaba, Sosyete Art ile yolum kesiştiği için çok mutluyum. Konfüçyüs’ün, “Sevdiğiniz işi yaparsanız, bir gün bile çalışmış sayılmazsınız,” sözüne kesinlikle katılıyorum. Kendimi bildim bileli kitaplarla iç içeyim. Henüz küçük bir çocukken, teyzeler ve amcalar bana ne olmak istediğimi sorduklarında, onlara ya ‘kitap yapacağımı’ ya da astronot olacağımı söylerdim. NASA benimle pek ilgilenmediği için, ben de kitap yapmaya başladım. 🙂 İşin şakası bir yana, insanın sevdiği işi yaparak yaşamını sürdürebilmesi büyük bir şans. Zor gözüken işlerin üstesinden gelmenin birinci kuralı, o işi çok sevmenizdir. Bir şeyi ne kadar fazla severseniz, ona o kadar fazla özen gösterirsiniz ve zaman ayırırsınız. Bu, kurduğunuz tüm ilişkiler de dahil olmak üzere, her şeyde böyledir.

Suna Baykam: Amerikan kültürü ile ilgilisiniz ve Edgar Allan Poe kitaplarını beğeniyorsunuz çevirilerinizde. Sizi etkileyen bu masalsı dünyada neler oluyor bilmemiz gereken satırların arasında yaşanan?

Berna Kabacaoğlu:  Üniversitede Amerikan edebiyatı okudum ama bir gün Edgar Allan Poe’nun eserlerinin çevirmeni olma hayalim lise yıllarıma dayanıyor. Gotik esintiler taşıyan her şeye karşı büyük bir ilgi duyduğum o yıllarda Poe ile tanışmam pek şaşırtıcı değil. Bir kedi âşığı ve edebiyatsever olarak üstadın Kara Kedi adlı hikâyesini okumamla içime Edgar Allan Poe tutkusu düştü. Onunla ilgili her bilgiyi araştırmaya başladım. Daha sonra, eserlerinin çevirmenliğini yaptığım sırada, onun zihninin dehlizlerinde gezindikçe, yeteneğine bir kez daha hayran kaldım.

Suna Baykam: Her çevirmenin tarzı farklıdır ve kitaba kattığı tat… Neden Poe? Bize biraz Edgar Allan Poe’nun müthiş yeteneklerinden bahseder misiniz? Çevirirken mutlaka hayran kalmışsınızdır.

Berna Kabacaoğlu: Edgar Allan Poe okumak, çoğunlukla karanlık ama yer yer turkuaza çalan bir denizde kulaç atmaya benziyor. Bir cümlede gülümsemekten kendinizi alamazken, hemen ardından tüyleriniz diken diken olabilir. O, gerçek bir entelektüel. Okültizmden pozitif bilimlere, birçok konuda engin bir bilgiye sahip ve bunu eserlerinde kullanmaktan sakınmamış. Fransızcayı öyle çok seviyor ki bazen Fransızca sözcüklerden İngilizce sözcükler türettiği oluyor. Edgar Allan Poe, özellikle bazı hikâyelerinde epey ağdalı bir dil kullanıyor. Çevirmen de aynı derecede ağdalı bir dil kullandığında, okur yoruluyor ve dikkati çabuk dağılıyor. Poe’nun eserlerini çevirirken buna dikkat ettim. Böyle bir edebi kişiliğin hikâyelerini çevirirken aşırı modern bir dil kullanamazsınız ama hem “özünü bozmamaya çabalayıp hem de okurun daha kolay anlayabileceği bir dil tutturmaya çalıştım.

Suna Baykam:  Türk okurlarının takip etmesi gereken başka hangi Dünya yazarları ve kahramanları var size göre?

Berna Kabacaoğlu:  Bu sorunun yanıtı o kadar geniş kapsamlı ki… Her okurun birbirinden farklı ilgi alanları var. Yine de sorunuza şöyle bir bakış açısıyla yanıt verebilirim: Bazı yazarlar ve kitaplar, onlarla özellikle küçük yaşta tanışırsanız, dünya görüşünüzü, hayatı algılama biçiminizi derinden etkileyebilirler. Örneğin, Richard Bach’ın Martı Jonathan Livingstone adlı kitabını dokuz ya da on yaşınızda okursanız, hayatınızla ilgili temel bakış açıları kazanabilirsiniz. Bu, en azından benim için öyle oldu. Kendini yeni yeni keşfetmeye başlayan genç okurlar başta olmak üzere, herkese Ursula K. Le Guin’in eserlerini öneririm. Onun kitaplarında kullandığı metaforlar, yalnızca bilimkurgu/fantazya severlere değil, herkese kılavuzluk edecek nitelikte.

Suna Baykam:  Çevirilerinizden bahseder misiniz? İlkler… İlk tecrübe ve duyduğunuz heyecan…

Berna Kabacaoğlu:  Çevirmenlik mesleğine Epsilon Yayınevi’nde başladım. Lisanslı Ürünler Departmanı’nda hem editörlük hem de çevirmenlik yapıyordum. Daha sonra, aynı anda birkaç yayıneviyle çalışmaya başladım. O dönem, daha çok çocuk ve modern edebiyat türünde kitaplar hazırlıyordum. Fakat 2015 yılında, Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi adlı eserini çevirmemle birlikte, adeta tüm edebiyat ustalarının ruhlarıyla aramda bir portal açılmış oldu. Çok heyecan verici bir kapıdan girdim. Bundan sonra, James Joyce’un Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi adlı romanını çevirdim. Edgar Allan Poe’nun hikâyeleri de onun peşinden geldi. Onları çevirmeyi sürdürüyorum. Geçtiğimiz sonbahar Edgar Allan Poe’nun öyküleriyle George Orwell’in 1984‘ünü aynı anda çevirdiğim bir dönem yaşadım. Kulaklarımdan dumanlar çıkıyordu. 🙂

Suna Baykam:  Ben de Fransızca çeviriler yapmıştım, Fransız gazetesinde yayınlanmıştı, çok hoşuma gidince edebiyat beni içine aldı. Yeni başlayacaklara neler önerirsiniz?

Berna Kabacaoğlu:  Bazı meslekler, o mesleğin temelinde olan şeye karşı büyük bir tutku beslenmediği sürece yapılmamalı. Örneğin, içinde büyük bir insan sevgisi olmayanlar doktor olmamalılar. Çevirmenlik, hele bu ülkede, salt para kazanmak için seçilecek bir meslek değil. Okumayı sevmiyorsanız, cümlelerle aranız iyi değilse sinir hastası olabilirsiniz. Bu meslek büyük sabır ve dikkat gerektiriyor.  Hem eserin sahibine hem de okura karşı büyük bir sorumluluk taşıyorsunuz. Çeviri, reenkarnatif bir iş. İsterseniz William Shakespeare olun; eserleriniz ancak İngilizce bilenlere ulaşabilir. İşte, bayrağı o noktada çevirmen teslim alıyor. Bir metin, çevirmenlerin elinde yeniden doğar. Gerçekten, sevmeyenin asla yapamayacağı bir iş. Bu mesleği her türlü zorluğuna rağmen seçmeyi düşünen Don Kişot’lara ise birincil önerim, bol bol kitap okumaları olacaktır. Ne kadar fazla kitap okurlarsa, o kadar güzel cümleler kurarlar.

Suna Baykam:  Hayalinizde başka neler var? Kimlerin kelimeleri ile okurlara ulaşmak istersiniz?

Berna Kabacaoğlu:  Hayalimde kendi kitabımı yayımlatmak var. Çevirmenlik benim mesleğim; klişe tabiriyle ekmek kapım. Onu hayatımın sonuna kadar yapmayı düşünüyorum. Öte yandan, tamamen kendime ait cümlelerim ve fikirlerim var. Onları da biriktiriyorum. En büyük hayalim, bir gün kendi kelimelerimle okurlara ulaşmak.

Suna Baykam:  Günümüzde lisan bilmek gerekli olan ilk unsurlardan. Bunu daha iyi kullanmak için geleceğe yatırım mıdır çeviri?

Berna Kabacaoğlu:  Çevirmenliğin, hâkim olduğunuz dillerdeki becerinizi geliştirdiği kesin. Ancak, şöyle bir gerçek de var: Sekiz dil bilseniz de, içlerinden ikisinin arasında bile köprü görevi üstlenemeyebilirsiniz. Bir dili çok iyi anlayabilirsiniz, konuşabilirsiniz ama onu başka bir dile aktaramayabilirsiniz. Bu, kendine özgü kuralların olduğu bir dünya.

Suna Baykam:  Dünyaca ünlü yazarlardan karakterlerini beğendiğiniz size değişik gelen kimler var?

Berna Kabacaoğlu: Ben, öncelikle bir bilimkurgu/fantazya okuruyum. Hayata karşı belli bir bakış açımın oluşmaya başladığı ergenlik yıllarımda tanıştığım Ursula K. Le Guin ve J. R. R. Tolkien, iç dünyamda büyük bir devrim yarattılar. Bu iki yazarın kalbimde çok özel bir yeri var. Edgar Allan Poe’nun bendeki yerinden ise zaten söz ettim. Ayrıca Yevgeni Zamyatin, Frank Herbert, Isaac Asimov, George Orwell, Arthur C. Clarke ve daha birçok bilimkurgu tanrısını okuyarak büyüdüm. Günümüz yazarlarından, özellikle Neil Geiman’ı severek takip ediyorum.

Suna Baykam:  Çocuklar için kitap kahramanları tıpkı bizlerde olduğu gibi unutulmaz rehberler. Kaybolunan bu masalsı dünyada başka neler bizi bekliyor olabilir?

Berna Kabacaoğlu:  Çevrenize bakın, çocukken ejderha sürmüş yetişkinleri kolayca seçebilirsiniz. 🙂 Edith Nesbit’in Ejderha Kitabı‘nı okur okumaz, ben de bir ejderha sürücüsüne dönüşmüştüm. Yani, çocukluğundan beri kitap okumaya düşkün, onların açtığı farklı dünyaların kapılarından içeri girip kaybolmaya alışkın olan insanlar, kendilerini bir şekilde belli ederler. Şöyle bir durum da var: Aynı kitap, onu okuyanların her birinin zihninde farklı dalgalar yaratır. Sorunuzun yanıtı, aslında herkesin kendi içinde saklı. Sizi nelerin beklediğini, ancak o kitabın sayfalarında yüzerken keşfedebilirsiniz.

Bir cevap yazın