Alper Akçay & Sosyete Art Kelimelerle Dans Ediyor

Suna Baykam: Sosyete Art’a hoş geldiniz Alper Akçay. Sanat adına neler yapıyorsunuz şu zor günlerde?

Alper Akçay: Yeni oluşumunuza beni davet ettiğiniz için teşekkür ederim. Tüm takipçilere gönülden sevgi ve selamlarımla. Evet küresel olarak hastalık ve ölümlerin pandemi çerçevesinde mercek altına alındığı, korkunun ve endişenin yoğun bir şekilde yansıtıldığı, bilgi kirliliği nedeniyle pandeminin gerçekliğinden daha çok tüm bunların algımızı meşgul ettiği, bir çok olayın ardı ardına ortaya çıktığı farklı bir dönemden geçiyoruz. Zor günler demek istemiyorum, çünkü zor dedikçe zorlaştırdığımıza inanıyorum. Sanata bakışım, fikirlerim ve hayatımdan bahsetmeden önce tüm hasta olanlara acil şifalar, yaşamını bu süreçte tamamlayanlara Allah’tan rahmet dilerim.

İnsanlık tarihinde çok daha zor dönemlerin yaşandığını biliyoruz. Dilerim tüm bunların insanlığa işaret ettiklerini algılar ve yaşamlarımıza geçirmekte daha fazla direnmeyiz.Bu büyük bir değişimin habercisi. Sosyokültürel, sosyoekonomik, iklim değişimi vb. küresel olaylar  önemli olan ve  görmezden gelinen bu konularda nasıl düşündüğümüzü, bunlarla ilgili hayat pratiklerimizde  nasıl bir eylem içinde olduğumuzu tespit etme ve değiştirme zamanı.Tüm bu olaylar ve pandemi her birimizin kendi yaşamlarına güçlü bi değişim getirdi, muhtemelen sürecek ama uyum sağlayacağız..Çünkü bizlerde kendi iç iklimi olan canlılarız. Zahirde yaşadıklarımızla görünen tüm bu olayların batında iç alemlerimizde karşılıkları var. Doğayla kurduğumuz bağı ve İnsan’ın asıl hazinesi olan ama unutulan manevi yönünü hatırlamasıyla bu pusula kalpte çalışmaya başlayacak. Eskilerin çok hoşuma giden bir sözü var : ‘’Görenedir görene, köre nedir köre ne’’ Umarım görenlerden olup, hep birlikte büyük kazanımlarla çıkabliriz bu günlerden.

Benim için sanat ve sanatın bu dönüşüme tuttuğu alan maneviyatla iç içe örülmüş bir simya. Bu üretimler kendini tanımanın, öze, özdeki cevhere yakınlaşmanın kendiliğinden, çabasız dışavurumları. Kitlelere etki edebilen, yeni yönlerimizin keşfine aracı olan, farklı bakış açıları kazandıran, arındırıcı bir yaşam şekli. İnsanın sorguladıkları, iç yüzleşmeler, keşif, doğum, ölüm aslında bu deneyime dair her şey sanatın konusu. Sanat adına yaptıklarım bir ibadet gibi zevkle, sevgiyle, yorulmadan içten kalbimle yaptıklarım aslında.

Pandemi döneminde sanat adına neler yaptığımı sormuştunuz. Hepimizin bildiği üzere büyük sahneler, festivaller ve organizasyonlar büyük çoğunlukta askıda. Yıllar içerisinde yurtdışında gerçekleşen ve devamında gerçekleşmesi planlanan yeni girişimler, organizasyonlar şimdilik ya ertelendi ya da iptal oldu. Ancak bu süreçteki en ilginç gelişme kendiliğinden gerçekleşen ve belki de tüm sanat hayatımda önemli bir noktaya oturan gelişme fotoğrafçı dostum Dilan Bozyel ile gerçekleştirdiğimiz fotoğraf projemizin seçkisinden biri olan Ortaköy cami iskelesi yanında beni Semâ dönerken kadrajladığı ‘’my whirling dervish friend’’  isimli siyah beyaz karenin 15 Mart’tan itibarenn bir kaç ay boyunca Meksika, İtalya, Şili, İrlanda, İsviçre, Fransa ve İngiltere sokaklarında açık hava reklam panolarında sergilenmesiydi. Bu fotoğraf geçen yıl önemli  fotoğraf seçkisi Portraits of Humanity’de yerini almıştı. Ve daha da ötesine ulaştı…

6 Ekim’de atmosfere fırlatılan insanlık tarihinde uzayda gerçekleşen ilk dijital fotoğraf sergisinde yerini aldı.

Ben doğada bir dağ köyünde yaşıyorum, karantina sürecinde köyde ve dağlarda bolca zaman geçirdim.Bu süreçte IGTV hesabımda paylaştığım. ‘’QurantiNature’ – ‘’DoğadaKarantin’’ ve ‘’Whirling Art Series – ‘’Dönüş Sanatı Serisi’’ isimli bir kaç tane doğaçlama dans, sema videosu gerçekleştirdim. Bir kaç video sanatçısı dostumla çekimler gerçekleştirdik önümüzdeki dönemlerde yayınlamak üzere. Sosyal Medya hesaplarımı gözden geçirdim ve bazı geçmiş performansların videolarını paylaştım. Yine Instagram hesabımda ‘’MA-AD’’ isimli bir özportre fotoğraf projemi yayınladım. Ispanya Ibiza adası üzerinden organize edilen Arzu Kaprol ve Mercan Dede’nin katıldığı ‘’Radical Love’’ isimli platformda sanatın pandemi sürecinde yerini ve sonraki dönemlerde bizleri bekleyen değişimleri konuştuğumuz yayına katıldım ve bir doğaclama perfromans gerçekleştirdim.

Bu yaz Conciuss Community – Bilinçli Komünler çatısı altında farklı disiplinlerden sanatçı dostlarımızla biraraya geldiğimiz sanat, doğa ve paylaşım buluşmalarında 50-100 kişilik gruplara seyircili performanslar yapma şansım oldu.Pandemi döneminde tekrar birarada olabilmek oldukça iyileştirici bir deneyimdi. Türkiye’den müzisyen Nilüfer Ormanlı ve Londra’da yaşayan çağdaş dans ve dans terapi alanlarında üreten yetenekli ismi Ekin Bernay ile güneyde doğada çok özel performanslar gerçekleştirdik. İstanbul’da sonbaharda sınırlı sayıda katılımla gerekleşen İdil Meşe, Burak Malçok, Ali Deniz Kardelen gibi müzisyenlerin desteğiyle ’’ Cana Değmek’’  isimli müzik ve şifa buluşmaları gerçekleşirdik.2020’nin bu son günlerinde Konya’dayım. ‘’İnsan yeter ki iyilik arasın, onda kötü bir şey kalmaz’’ diyen Hz. Mevlana’nın Hz. 747. Vuslat dönemimde ve sonrasında burada olmak nasib oldu .Bazı okumalar yapıyorum ve yeni yılda gerçekleştirmeyi hayal ettiğim fikirler üzerinde çalışıyorum.İyilikle ektiğim bu tohumlarla sanat penceresinden bu yolda olmaya ve üretmeye  devam edebilmek dileğim.

Suna Baykam: Sanat hayatınıza nasıl girdi?

Alper Akçay: Biraz klasik bir giriş olacak çocukluğum annemin (vitray) cam üzerine yaptığı boyamaları izleyerek geçti. Bu kompozisyonlardaki renklere, formlara dokunma şansını buldum. Sonraki yıllarda ablamın seramik sanatçısı olması nedeniyle tasarım konusuyla içiçe büyüdüm.

MTV’de müzik videoları ve konserler izlemek, yeni çıkan müzik türlerini ve  müzisyenleri takip etmek, film ve animasyonlar, Türkiye’de o zamanlarda  erken dönemlerini yaşadığımız  elektronik müzik, IDM, trans ve dans müziği ilgi alanımdı.Gençlik yıllarımda Ömer Karacan’ın kurduğu NumberOne TV ve bünyesindeki radyo kanallarında dj, radyo ve televizyon arşiv sorumluluğu, kostüm asistanlığı gibi farklı departmanlarında çalıştım. Müziğin görselleştirlmesine ve disiplinlerarası sanata duyduğum bu ilgi beni üniversite yıllarımda çoğunluğunu burslu okuduğum Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasımı lisans ve yüseklisansımı yapmaya yönlendirdi. Ayrıca aynı üniversitenin yeni kurulan Fotoğraf ve Video bölümünde araştırma görevlisi olarak çalıştım.Tüm seçmeli derslerimi Sahne ve Gösteri sanatlarından aldığım o yıllarda yeni medya, performans sanatı, dans, video, fotoğraf gibi alanlarda kendi projelerimi ürettim ve karma sergi, ortak proje ve performanslarda yer aldım.

Bu süreçte üniversitedeki eğitimimle paralel modern dans ve çağdaş dans üzerine workshoplar ve atölyelere sıkça katılıyordum. 2000’lerin başında dans iyice hayatıma girdi.Tan Sağtürk ve Candaş Baş’ın bu konuda sihirli dokunuşları oldu. Daha sonra hareket ve dansın köklerine indikçe ayinsel danslar, iyileştirici hareket, özden hareket ve doğaçlama dansın daha fazla ilgimi çektiğini farkettim. Görsel alandaki eğitimime beden ve hareket disiplinlerini eklendi.

Anadolu’ya uzun geziler yaptım.Sema ve semahlarımızla tanıştım.Topraklarımızın ve geleneklerin insandan gerçek bir insan doğurabilen bu irşad yolu, nefis terbiyesi… Bu latif ayinsel dua ve ibadet formları, turna kuşu sembolik ve derin anlamlarıyla beni kalbimden vurdu.  Çok şanslıyım ki kalbimden gelen o çağrıya kulak verebildim, hem kendi iyileşme sürecimde yollar aldım hem üzerinde yaşadığımız toprakların öz titreşim ve geleneklerini içimde yaşattıkça, derinleştikçe şimdi dünyanın bir çok yerinde farklı ülkelerden, şehirlerde,  farklı kültürlerle paylaştığım bu özgün performanslar, danslar doğmuş oldu. Dansın farklı form ve tekniklerinden beslenmeye devam ediyorum.

Suna Baykam: Özümüzü anlatabilmenin yolunu dans figürleri ve müzik ile sergiliyorsunuz. Farklı dansınızı bizlere anlatır mısınız?

Alper Akçay: Bu sorunuz beni oldukça derinden etkiledi. Çünkü varoluş nedenimize işaret edebilecek bir cevabı içinde barındırabilir.Dans etmek benim için ne kadar kendiliğinden ve doğalsa onu anlatmakta da bir o kadar yetersiz kaldığımı hissediyorum. Neden böyle olabileceğini anladınız sanırım, konumuz ‘’Aşk’’ :))

Bu noktada güvendiğim ve içine köklerimi saldığım ve oradan sürekli yeni meyveler veren geleneğin sesine kulak vermeye davet ediyorum sizleri. Geleneksel dediğimiz alanı modern yaşamdan ayrı tutmaya çalışan bakış açısına katılmıyorum. Sözleri ile bugünümüze, yaşam hikayelerimize, yaşadığımız ruhsal gelgitlere ışık tutan Hz. Mevlana’nın  rubailerinden aldığım ilhamla anlatmak istiyorum. Öze dair olanın zamandan ya da dönemlerden bağımsız olduğunu farkedersek böylece benden sizlere görünen bu dansın, duanın derinliğini belki hissettirebilirim.Bir rubaide Pir Hz.Mevlana şöyle der;

 ‘’Biz ilacımızı aşkta bulmuşuz. Her dem de kanımızı aşk uğruna saçmışız. Bizim her nefesimiz aşka doğru gider.Her nefesimizde aşk kendi nefesini bulur, aşk bizimle nefes alır verir’’

bir başka rubaide;

‘’Aşk denizi saf ve duru olmazsa, bizim incimiz orada taş kesilir.Canla cihan bulunmadıkça, canda bize dar gelir, cihan da!. Dostun verdiği ızdırap, mihnet , canın gönlün cilasıdır. Bu sebeple dostan gelen mihnete, derde canla başla sarıl onunla kirden pastan temizlen!’’

Pirin bahsettiği gibi bizler aşkın çocuklarıyız. Herşey aşk! Bu bizim yuvaya, öze dönüş yolculuğumuz. Yolda yaşadığımız bütün perişanlıklar başımıza aşktan geliyor. Kamışlıktan koparılan Ney’in feryadı gibi feryad ediyoruz, içten içe. Bazen ne var ne yoksa yakıyor. Nefsimizin oyunları, aşk yolunda çıkardığı engeller bile sonunda aşka hizmet ediyor, bizi temizliyor. Hepsi, herşey O’nun hizmetlisi.

Genelde dansım ya da Sema’yı konu aldığım performanslarım işte tüm bu katmanlarda yaşanabilecek hikayeleri, olayları, keşifleri kısaca insanın ilahi aşkla yaptığı bu sonsuz dialogları bedenlendiriyor.Birlikte çalıştığım müzisyenler evrenle insan arasındaki bu köprüyü kurma konusunda, farklı titreşimleri, duyguları, renkleri, hisleri iletebilmekte çok önemli bir rol oynuyorlar.

Son yıllarda Türk Punk Rock’ın özgün müzisyeni Hayko Çepkin ve World müziğin dünyaca tanınmış ismi sevgili ‘’Mercan Dede’’, Arkın Allen gibi isimlerle birlikte sahne almama sebep olan olan bu dansın merkezinde yine gelenekten gelen Sema, Anadolu Alevi- Bektaşi ve tasavvuf felsefesinden aldığım ilahi aşka dair ilham yatmaktadır.

Suna Baykam: Seçtiğiniz ve dansınıza eklemek istediğiniz müzik, onlara ilişkin figürlerin koreografisinde ne tür dans teknikleri kullanıyorsunuz?

Alper Akçay: Müziği seçtiğim kadar müziğin, müzisyenlerin beni seçtiği durumları yaşadım. Ortak bilince  ait bu üretimlerde ortaya çıkacak olana hepimiz yaratıcı kaynağın bize verdiği özellikler doğrultusunda hizmet ediyoruz. Evet çoğu performansta solo olarak yer alıyorum ama birlikte dans etmeyi, birlikte üretmeyi çok seviyorum. Performanslarımın çoğu doğaçlamaya dayanıyor. Ön hazırlıklarında ya da provalarda ortaya çıkan bazı hareket akışlarını tuttuğumuz ve belli düzenlemeler yaptığımızda oldu tabi. Bahsettiğim gibi çoğu üzerine tefekkür edilmiş müziklerin, hikayelerin , konuların  verdiği ilham ile ortaya çıkışı oluyor.  O zaman dans etmek yerine anda gerçek duygu ve doğuşkanlara alan açabiliyorsunuz. Dansın tüm varoluşunuzla sizden ortaya çıkması gibi tarif edebileceğimiz duygu yoğunluğu, derinlik , izleyiciyle etkileşimede açık, innovatif ve esrime içeren hareket ve görünümler ortaya çıkabiliyor.

Yukarda da bahsettiğim gibi harketin farklı form, egzersiz ve tekniklerinden beslenmeye devam ediyorum. Bunlar arasında Japon Butoh dansı teknikleri, Skinner Releasing tekniği, Taoist hareket akışları, Nefes, Özden – Authentic Hareket çalışmaları ve Yaratıcı Hareket tekniklerinin yanı sıra Çağdaş dans, Modern Tiyatral dans tekniklerini kullanıyorum.

Suna Baykam: Gösterilerinizi hazırlarken nelerden ve nerelerden ilham alırsınız?

Alper Akçay: Bu sorunun cevabını verirken rol aldığım müzik videoları, kısa film, farklı skaladaki dans performanslarımı gözeterek cevaplamaya çalışacağım. İnsanlar genelde kafalarında beni gelenekten ilhamla yaptığım dönüş dans, sema ve performanslarımla tanıyorlar ancak Türkiye’de İstanbul tiyatro festivalinde ya da New Castle’da binalde gerçekleştirdiğim çok farklı projelerde oldu.

Kendi projelerimi üretirken en çok yaşadıklarım, insanların yaşadıkları, hayallerim, ortak hayaller ve gözlemlerimden yola çıkıyorum. Son yıllarda birlikte çalıştığım kişilerin hayat hikayelerini dinlemek, özümsemek ve üretimde onlara daha fazla alan açabilmek yeni ilham aldığım bir üretim şekli oldu. Elbette yukarda bolca bahsettiğim bizim topraklarımızın, hemde farklı kültürlerin ayinsel dans ve hareketleri, felsefe ve  semboliklerinden ilhamlar alıyorum.Görsel düşündüğumü söyleyebilirim, estetik, derinlik, duygu ve hisler ön planda. Bazen dayanıklılık, tekrarlar, yara, izler gibi katmanlıi konular üzerine yoğunlaşabiliyorum. Başka sanatçılarla yaptığımız ortak tiyatro ve dans projelerinde ölüm, yaşam, sanat ve gerçeklik, toplumsal cinsiyet, ilişki, korku, anı gibi temalar üzerine çalışmalarımız oldu.

Kostüm tasarımcılarıyla fikirler üzerinde derinleşmeyi ve özgün tasarımlar ortaya çıkarmaya bayılıyorum.

Aslında yukarda bahsettiğim gibi doğaçlamaya yönelik çalışmayı tercih ettiğim için, seyirci ile etkileşim ve onlardan aldığım sezgisel enformasyonlar ilham kaynağım olabiliyor. Dans ederken o anın sihrini, sırrını okumayı ve bunları sözün ötesinde özgürce bedenlendirmeyi, hareketle yansıtmayı seviyorum.Anlatılmak istenilen fikri destekliyorsa bazen az miktarda söz ya da metin devreye girebiliyor.

Bir kitap, rubai, şiir, müzik, derviş hikayeleri, doğa, insan, teknoloji, ezoterik ya da bilimsel konular ilham vererek ilk  hareket noktasını oluşturabiliyor Şimdiye kadarki projelerde kendi topraklarımızdan gelen fikirler dışında üzerinde çalıştığımız konuya göre  Japon, Keltik, Şamanik geleneklerden ve bazen Futurist yaklaşımlardan ilham aldığım oldu. Aslında bu konuda kendime bir sınır koymak istemiyorum. İlham kaynaklarımın yelpazesi geniş.

Bu soruya ilişkim son sözümde altını çizmek isterim müzik benim temel ilham kaynağım, müzisyenlere çok saygı duyuyorum. Kendim müzik yapmak ve sesimi kullanmak son dönemlerde üzerinde çalışmaya başladılğım bir alan ve heyecan duyuyorum.

Suna Baykam: Etkileyici ve değişik olan Sufi ve Bektaşi ilhamlı dans performanslarınızdan bizlere anlatacağınız neler var?

Alper Akçay: Kuzey Avrupa Letonya – Riga’da “2014 ve 2019” yıllarında iki kez davet edildiğim Hz.Mevlana’nın doğum tarihi dönemlerimde gerçekleşen ‘’ Rumi Fest’’ performanslarımda son yıllarda dünyaca ün kazanan DaGamba müzik grubuyla brilikte sahne aldık. Grubun Beethoven’in ‘’Ode to Joy’’ yorumundaki performansımız, yine aynı konserdeki Carmina Burana performanslarımızı Youtube’ta izleyebilirsiniz. 2019’da Türkiye’de Hayko Cepkin & Mercan Dede, Efes Antik Tiyatrosunda gerçekleşen konser ve 2020 Ocak ayında  pandemiden önceki son konserimizde orkestrayla birlikte gerçekleşen Hayko Cepkin & An Epic Symphony konserindeki ‘’Melekler’’ performansları yine hatırladıklarım arasında.

2016- 2018 yıllarında iki kez gerçekleşen Kanser Savaşçıları Derneğinin yardım projesi oan ‘’Bir Projesi’’ yine hatırladıklarım arasında.  Bu proje kapsamında bana ayrılan bölumde Philip Glass’ın  ‘’Opening’’ isimli klasik eserinden ilhamla ve yine orkestra ile beraber gerçekleşen performansın bitiminde sahnede gözyaşlarımı tutamadım.

Sosyal medya hesaplarımda yer alan ve bu yaz gerçekleşen performanslardan ICBRKR APP’in  Türkiye’de gerçekleştridiği etkinliğin açılışında Nilüfer Ormanlı ile birlikte deniz kenarında, palmiyelerin arasında gerçekleşen doğaçlama dans belkide doğada kurulan bir sahnede gerçekleşmesi sebebiyle hala içimde çok güçlü. Bundan bir kaç ay sonra aynı yazlık mekanda gerçekleşen ve henüz videosunu yayınlamadığımız ‘’BURN LOTUS’’ kapanış performansında video mapping sanatçısı Sali Aksu , müzisyen Nilüfer Ormanlı ve Tolga Atalay ile birlikte ortaya çıkardığımız doğaçlama projemizi umarım tekrar tekrar sahneleyebiliriz.

Genç modacı Ece Kavran’ın URUN markasına ait ilkbahar yaz 2019 koleksiyonu “Plenum”, Mercedes Benz İstanbul Moda Haftası kapsamında 2018’de KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşen teatral defile klasik müzik orkestrası ile gerçekleşti. Bütün olma, öze, aşka dönme mesajları veren bu proje iyi performanslardan biriydi. Oldukça fazla sayıda kandili tek tek elimdeki ateşle yakarak başladığım performans estetik, sahne ve ışık tasarımında oldukça etkiliydi.

Eskilerdende bazı unutamadıklarım var.10 yıl kadar önce gerçekleştirdiğimiz şu projelerde innovatif yaklaşımı kadar hikayelerinin derinlikleriye hala içimde yankılanıyor. 2010 yılı İstanbul kültür başkenti paralel etkinlikleri kapsamında Kadırga Sanat Merkezi ve Amber Platform’da  sahnelediğimiz müzisyen Senem Diyici ve Alain Blesing ile tasarladığımız ‘’Sonsuz Çarklarda Diyalog”. Bu projemizde harekete duyarlı uzaklık  sensörleri danslımla etkileşime girerek  izleyicilerin mekanda duydukları sesin yönünü değiştiriyor ve yaşadıkları deneyime oldukca yaratıcı bir şekilde gerçek zamanlı olarak etki ediyordu. Müziği, hikayesi ile güclü bir projeydi. Bir diğeri ise 2009 yılında Anadolu ayinsel dans geleneklerinden ilhamla  eski dönemlerde ışığın hakikat bilgisindeki tasvirlerinden yola çıkarak hikayesini yazdığım , kostümlerini  Şehir tiyatrolarının  deneyimli kostüm tasarımcısı Feyza Zeybek ile tasarladığımız ‘’Luwilux 09” , Wunderbar Bienali kapsamında Newcastle, İngiltere’de sergilediğim bir yerleştirme ve dans projemdi.

Ayrıca diğer sanat disiplinleri ile etkileştiğim video, çağdaş dans veya performans sanatı projelerim kapsamında adını anabileceğimiz ortak projelerde“Can Bora: DANTEL”, Aksanat, 2013 – “Genco Gülan: Cadaques”, IKSV Istanbul Uluslararası Tiyatro Festivali 2010 ve yine “Genco Gülan: Surname 2009”, Akzante Festival, Duisburg, Almanya, 2009 sayabilirim.

Suna Baykam: Danslarınızın içinde geçen elektronik müziklerle olan sentezden de kısaca bahseder misiniz?

Alper Akçay: Bir önceki sorunun cevabından anlayacağınız gibi projelerimde orkestra eşliğinde klasik müzik, ya da bir grup müzisyenle etnik müzik, world müzik üzerine çalıştığımız gibi bazen solo enstrumanlar ya da elektronik altyapılardan ilham alarak ilerlemeyi seviyorum. Teknolojininde etkisiyle sanatı, hayatı yeni algılama şeklimiz  ya da hayatı deneyimleyiş biçimlerimizde arka planda teknik, teknolojik bir çok ses ve frekans var. Kullandığımız telefonlar, akıllı kartlar, bilgisayarlar hep elektronik sesler üretiyorlar. Gökte, denizde, toprakta insan eliyle yapılmış teknolojiler günlük arka plan seslerimiz olabiliyor. Bunu bir sentezden algıyı derinleştirdiği sebeple projelerde kullanıyorum. Muhtemelen burada geçmiş görsel sanatlar üretim zamanlarındaki keşif ve kazanımlarımın etkisi vardır.

Türkiye’de Burak Malçok, Arkın Allen, Serkan Alkan gibi sufi öğeleri bu yeni frekanslarla, elektronik altyapılarla ustaca yoğurmuş müzisyenlerle çalışma şansım oldu. Onlarla birlikte gerçekleştirdiğimiz projelerin jenerasyonlar arası bir köprü oluşturduğuna tanık oluyorum. Yeni fikirler , yeni denemeler, yeni şeyler söylemeye açığım. Bununla beraber gelenekten geleni yaşıyor, koruyor ve gözetiyorum.

Yönlendirdiğiniz sorular ve gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim. Bizden size yansıyan, gözüken her türlü güzellik en büyük sanatkarın bu beden fırçasına üflediği ruhun resmidir, O’nun güzelliğidir.Yine son sözü Hak dost Hz.Mevlana söylesin;

‘’Ey ay yüzlü, böyle bir gecede ay gibi sende uyuma! Şu dönüp duran gökkubbe gibi dönmeye başla uyuma! Bizim uyanıklığımız, âlemi aydınlatan ışık olur, çerağ olur. Sen de bir gece ışığı bekle, onu koru, gözet uyuma!’’

Bir cevap yazın